Pages

23 Aralık 2012 Pazar

[5. Bölüm] - İntikama Yolculuk



Mavi gözlü hostesten pasaportumu alırken vücudum salgıladığı fazla adrenalin yüzünden çıldırmış durumdaydı. Yerinden çıkacakmış gibi atan kalbim eminim ki dışarıdan duyuluyordu. Sırtımdan aşağı ter inerken pasaportum titremem yüzünden düşer korkusuyla ellerimi sanki bir daha açılmayacakmış gibi kenetlemiş uçağa doğru ilerlerken Lee'nin yüzündeki ifadeyi bir defa daha görebilmek için arkamı döndüm. Hostes Lee'nin bırakmayı akıl edemediği pasaport ve bileti almaya çalışırken gözlerini üzerime dikmiş, yarı açık bir ağızla öylece duruyordu. Surat ifadesine gelince; bitkisel hayatta gibi görünüyordu. Hıyar!

Allak bullak yüzüne bakıp sırıtmama engel olamayarak el salladım ve hızla ilerlemeye devam ettim. Beni -ya da bizi mi demeliyim- Seul'e uçuracak devasa bebekle terminali birleştiren tüpün zeminine ayaklarım değdikçe çıkan tangırtılar hayatımda duyduğum en güzel ezgi olup kulağıma ulaşıyordu. 
Uçağın girişinde THY'nin muhteşem güzellikteki muhteşem hostesleri, bir o kadar muhteşem gülümsemeleri ile beni karşıladılar ve business classtaki yerimi gösterdiler. Cidden bu kadar iyi mi?! Ekonomi sınıfın daimi yolcusu aşırı-orta-halli-bünyem popo kısmı geniş yatan koltuğumu, benim için yıkanmış paketlenmiş kaşmir battaniyemi ve kaz tüyü yastığımı görünce iyice kendini kaybetme noktasına geldi. Gülümsememe engel olamıyordum. Öyle ki hostesler birbirlerine beni gösterip kıkırdamaya başlamışlardı.

Kendime hakim olmaya çalışarak yerime yerleştim. Lee'nin moralini bozma imkanı yakalayabileceğim her anı değerlendirmem gerekliydi. Bu yüzden ilk golümü kutlamayı bitirip, ikincisi için oyun kurmaya başlamalıydım. Hemen arkamdan iki business yolcu daha geldi ve şansıma ikisi de orta yaşın biraz üstünde, kılık kıyafetlerinden iş adamı oldukları belli olan Koreli adamlardı. Kim bilir belki birisi Samsung'un, birisi de LG'nin CEO'suydu... İkisi de pek hafif görünen el bagajlarını yerleştirmekteyken keyifli ruh halimin verdiği vurdumduymazlıkla onlara doğru ağzım kulaklarımda seslendim:

-Yalnız Samsung'un LED Tv'leri daha iyi amca.

Aynı anda dönüp suratıma bakan amcalar birkaç saniyelik tereddütün ardından, kendilerine iyi yolculuklar dilediğimi sanmış olacaklar ki zor anlaşılır İngilizceleriyle "Evet, evet sana da iyi yolculuklar." dediler, birbirlerine göz ucuyla bakıp yerlerine oturdular. 

Daha fazla zengin gelecek gibi görünmediğine göre fakirleri uçağa almaya başlamış olmaları gerekliydi. Lee birazdan gelir, büyük ihtimalle beni görmemiş gibi yapar ait olduğu yere; sıradan insanların sıradan koltuklarına giderdi. Geçerken başını çevirmesi ihtimaline karşılık bir şekilde bana bakmasına sebep olmam gerekiyordu ama o anki heyecanım beynimi bulandırıyor, yeterince akıllıca bir şey bulmamı engelliyordu.

Ah işte... Lee uçağa giriş yaptı, gözü bir anlığına bana çarptı ve nereye bakmaması gerektiğini öğrendi. 
Gyujin  düşün! Biraz daha hızlı düşün! Önüne gelen hiçbir fırsatı kaçırmaman gerekli!

Ben kendi içimde bağırışırken hosteslerden biri Samsung ve LG amcalar ile tatlı sohbetini bitirmiş bana doğru geliyordu. Lee benim koltuğumun çok yakınına gelmişken hostes önümdeki koltuğun arkasında sağ kolunu atıp yüzüme doğru eğildi, Lee istediği fırsatı yakalamışçasına hostesin arkasından seyirtip geçti. Ve ben o bir anlığına Carmen Electra'nın biraz daha dar kalçalısı olan seksi kadının gözlerinde kaybolup, zihnimin en gerilerindeki hostes fantezileriyle boğuşurken onu kaçırdım! Lanet olası hostes bu kadar seksi olmasaydı ve bu kadar güzel kokmasaydı (Mandalina ve limon aromalı bir parfüm kullanmıştı) Lee'nin bakışını yakalayabilir ve kendi bakışlarımın en aşağılayıcısını ona gönderebilirdim. Ama bu şansı o anlığına yitirmiştim. 

Lee tüm hızıyla uçağın arkasına doğru ilerlerken aklıma gelen ilk cümleleri ona duyurmak için hayli yüksek bir sesle söyledim:

-Acaba ekonomi sınıfta yolculuk edecek insanların başka bir yerden girme imkanı yok mu? Bildiğim kadarıyla uçağın arka kapısı da var. Hayır, ben onları düşündüğümden diyorum. Neticede biz burada spa merkezinde gibi yayılmış takılırken, onlar arkada sıkış tepiş... Aramızdan geçip buradaki lüksü görünce fakirliklerini yüzlerine vurmuş gibi olmuyor muyuz? Ben hiç sevmem böyle şeyleri. 

Lee business ile ekonomi sınıfı ayıran perdeyi geçerken artık iyiden iyiye deli olduğumu düşünen hostese yaklaş işareti yaptım ve son cümlemi ekledim.

-Bir de bazıları çok kötü kokuyor bu fakirlerin.

Hostes anlamaz gözlerle suratıma bakıp birkaç defa göz kırptı ve "Dilerseniz oda kokusu sıkabilirim. Hangi kokuyu tercih ederdiniz? Kırmızı orman meyveleri mi, bahar esintisi mi, çam ormanları mı?"

Arkamı dönmüş Lee'nin tepkisini görmeye çalışırken hostesin sorusunu yanıtsız bıraktım. Önüme döndüğümde Carmen hala soran gözlerle bana bakıyordu. Bir şey istemem gerektiğini hissettim ve içecek servisinin ne zaman yapılacağını sordum.

-Efendim business class yolcularımız için yolculuk boyunca her türlü servisimiz mevcuttur.

Her türlü servis? Bir dakika! Krem şanti olayı şaka değil miydi?

-Ee... O zaman ben bir şeyler içeyim.
-Tabii efendim. Ne arzu ederdiniz?

Belki Lee ekonominin en ön sırasında oturuyordur da beni duyabilir ihtimali yüzünden yine yüksek sesle söyledim:
-Şampanya?
-Şampanya?!
-Şampanya. Evet.
-Ee... Peki efendim hemen getiriyorum.

Görmemiş olduğuma artık iyice inanan Carmen nefis kalçalarını sağa sola sallayarak şampanyamı almak için uzaklaşırken, uçaktan indikten sonra onu bir daha görmemek için bir dilek diledim.

***

Ne zaman uçağa binsem yolculuk boyunca business uçmanın ne mükemmel bir şey olduğunu hayal ederdim. Şimdi ben de o ayrıcalıklı sınıftaydım, ancak hiç de tahmin ettiğim gibi çılgın bir yolculuk geçirmiyordum. Ekonomi sınıfta gitsem belki sağıma soluma hoş sohbet birileri düşerdi de yolculuğum biraz daha keyifli geçerdi diye düşünür ve hayıflanırken hostes az sonra yemek servisinin başlayacağını söyledi ve elime bir menü tutuşturdu. Menünün ana yemekler kısmına baktığımda bir yemek hariç tamamının yabancı dillerde yazıldığını gördüm. İtalyanca olduğundan neredeyse emin olduğum bir yemek, bir tanesi -evet önünde le falan yazıyor- Fransız, biri okumayı zorla da olsa söktüğüm için telafuz edebildiğim Bulgogi isimli bir Kore yemeği, -şükürler olsun ki İngilizce yazılmış- birkaç çeşit suşi ve beyti. Beyti mi? Evet Türk Havayolları ve Türk yemekleri candır ama biz de business uçarken beyti yemek biraz fazla alaturka kaçardı. Bütün servetimi yatırdığım bu koltuk üzerinde elimden geldiğince havalı bir yolculuk geçirmek istediğim için (Havalı olmak sıkıcılığı yanında getirse bile) adını söyleyemediğim Fransız yemeğini seçtim ve yanına da (Hangi çeşidin içinde ne olduğuna dair bir fikrim olmadığı için Carmen'e zevkine güvendiğimi söyledim) suşi istedim. Carmen'in bakışlarından yanlış bir kombinasyon yaptığımı fark ettim ama, çark edersem de iki yemekten de haberim olmadığını belli etmiş olurdum. Kim bilir belki de iki ana yemek sipariş etmeme bozulmuştu...

Yemeğim geldi. Kocaman havalı bir tabağın ortasında kazablanka çiçeği şekli verilmiş yufka ve ortasında biraz haşlanmış sebze garnitürü, üzerinde mavi bir sos, kenarında birkaç dal dereotu... Ve yanında da gözüme fazlasıyla çiğ görünen birkaç parça suşi!

İştahımın kaçtığını hissetsem de sanki uzun zamandır canım o kazablanka çiçeğini suşilere sarıp yemek istiyormuş gibi hevesle aldım elime bıçağımla çatalımı. Bıçağımı doğru elimde tutup tutmadığımı hızlıca kontrol ettikten sonra çatalımı yufkaya büyük gürültüler eşliğinde batırdım, kendi kendine parçalanmasını izledim... Bir yerlerde bir yanlışlık yapmış olmalıydım ki Samsung ve LG amcaların ters bakışlarını üzerime çektim. Daha az ses çıkarmaya gayret ederek yufkayı gözden çıkarıp ortasına serpiştirilmiş haşlanmış sebzeleri yemeye niyetlendim. Ama o da ne?! Sebzelerin üzerindeki mavi sos tatlıydı! Damağım beni fena halde yanıltmıyorsa ahududu ve yabanmersini tadı alıyordum. İKEA'da reçelle servis edilen İsveç köfte maceramdan sonra bir daha karşılaşmak istemediğim bu tezat ağzımın içindeydi ve büyüdükçe büyüyordu. Yutmakla tükürmek arasında gidip gelirken, Carmen elinde küçük porselen bir tabak ile geldi ve "Vasabinizi getirmeyi unutmuşum çok özür dilerim." dedi. 

Carmen'in gelişiyle telaştan yuttuğum lokmanın şokunu yaşarken önümdeki minik tabağa ve içindeki fosforlu yeşil macunumsu şeye baktım. Evet bu benim için gerçek bir "şeydi". Çünkü ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. "Zahmet etmeseydiniz hiç." diyecek oldum ama hostes hanım mahçup bir ifadeyle "Olur mu öyle şey? Suşinizi vasabisiz yiyecek haliniz yoktu ya?" dedi.

-Öyle ya suşimi vasabisiz yiyecek halim yok. Hah! Hayatımda duyduğum en komik şey bu. Vasabisiz suşi mi? Oldu olacak bundan sonra gelinler de duvaksız evlensin.

Carmen, THY hosteslerine özgü kibarlığıyla berbat esprime içten bir gülümseme ile karşılık verip benden uzaklaşırken kalçalarını bugün ikinci kez izledim ve hosteslerin ilk ne zaman birer fantezi öğesi kabul edilmeye başlandığını düşündüm.

Carmen'in uzaklaşmasıyla ben, birkaç parça suşi ve vasabi denilen yeşil macun baş başa kaldık. Suşimi vasabisiz yiyemeyeceğimi öğrenince, az önce tepsimin kenarına bıraktığım bıçağımı tekrar elime aldım ve bol miktarda vasabiyi ekmeğe Nutella sürer gibi karidesin üzerine sürdüm. Çubuk kullanma girişiminde bulunacak kadar aptal olmadığım için çatalımı karidesin hemen altındaki pirinç kütlesine batırdım ve bütününü ağzıma attım.

Beynimin durduğunu hissediyordum... Gözlerime dolan yaşlar yüzünden görüşüm bulanmaya başlamıştı... Genzimi yakıp burnuma ulaşan alevler, burun deliklerimden dumanlar çıkarıyordu... Bir yerlerde bir yanlışlık olmalıydı! Belki tirbülans? Belki de düşüyoruz... Yukarıdan oksijen maskelerinin inmesi gerekmiyor muydu? Biri bana suni teneffüs yapabilir mi?..

Bilincim kapanırken beni omuzlarımdan tutup sarsan iki el hissettim ve boğazımdan aşağı biraz sıvı indi. Burnum hala alevler için yanarken bir yandan kolonya kokusu alıyordum. Cennetin gül suyu kokması gerekmez miydi? İkinci defa boğazımdan aşağı bir çeşit sıvı inerken gözlerimi biraz araladım ve Carmen'in telaşlı yüzünü burnumdan birkaç santimetre ötede gördüm. Her türlü servis? 

Zihnimdeki bulanıklık yavaşça dağılırken, üçüncü defa boğazımdan aşağı bir sıvı döktüler ve bu sefer suyun tadını alabildim. Gözlerimdeki yaşları silerken yerimde doğruldum ve az önce yaşadığım karmaşaya sebebiyet verdiğinden adım gibi emin olduğum yeşil macunu gördüm! 

-Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?! Kaç para verdim bu bilete biliyor musunuz? Bu mu karşılığı?! Dava edeceğim sizi, sürüm sürüm sürüneceksiniz! Uçaktan iner inmez Ankara'yı arıyorum.
-Efendim, lütfen sakin olur musunuz? Biraz fazla tepki vermiyor musunuz? Bir yanlış anlaşılma oldu galiba. Bizim bir hatamız yok. Suşiyi yerken vasabiyi fazla kaçırdınız sanırım. İlk defa yiyenler hep aynı hataya düşerler. 
-Ne?! İlk defa yiyenler mi? Siz bana cahil mi diyorsunuz? Ben ilkokulda beslenme niyetine yerdim be suşiyi! Bana mı öğretiyorsunuz hadsizler! Bana bozuk suşi yedirdiniz resmen! Bu yemeği köpeğe verseniz o bile yemez! 
-Beyefendi lütfen sakin olur musunuz?!
-Hemen şimdi kabin amirini çağırıyorsunuz bana! Hemen dedim! Nerede o zibidi? Belgesel seslendiren Tarkan sesiyle konuşmasını biliyordu ben ve ekibim bilmem ne bilmem ne diye?! Nerede şimdi o? Tamam, ben kendim bulurum! Çekil önümden!

Dedim ve ekonomi bölümünde hala yemek servisi yapmakta olan ekibin arasında kabin amirini aramaya koyuldum. Hiddetle sağa sola bakınırken bütün o sinirime sinir katacak yüzü gördüm. Tepemin tası bu sefer cidden atmıştı:

-Sen! Sen yaptın değil mi? Aklın sıra beni yol yakınken dönmeye ikna edecektin değil mi? Oralara uygun değilsin sen Gyujin! Senin saçmalıklarına kulak asmadığım için kendim tecrübe etmemi istedin değil mi?! Sana bu berbat oyununun hesabını sora--
-Ayy!!!

Arkamdan gelen tiz bir sesle cümlemi yarım kesip telaşla döndüğümde havaya kaldırdığım elimin hemen yanımda duran yemek arabasına çarpmasıyla dengesi bozulan yemek tepsilerinden birkaçının pespembe bir şeyin üzerine devrilmiş olduğunu gördüm.

Pespembe bir şey?

Gürültü yüzünden bütün herkes bizden yöne bakıyordu ve benim yüzümü al basmaya başlamıştı. Bir elim hala havada az önce, uçakların camları normalden daha sağlam olmasa patlatacağına emin olduğum, sesin geldiği yöndeki o pembe şeye doğru baktım. O pembe şeyin saçları sebze yahnisinin suyu yüzünden yapış yapış olmuştu ve burnunun ucundan bir parça maydonoz sarkıyordu. Üzerine boca olan yemekler yüzünden berbat bir görüntüye kavuşmuş kafasını ağır çekimde kaldırıp az önce burnumdan çıkan alevlerden biraz daha fazlasını gözlerinden çıkarabilmesiyle beni yeterince ürküterek bir çığlık daha kopardı. Ve ben arkama bile bakmadan tabanları yağladım!

Business classı ekonomiden ayıran perdenin hemen ötesinden olan biteni izleyen Carmen'in güvenli kollarına ulaşmam sanırım 1 saniyemi falan almıştı. Arkamdan telaşla perdeyi kapamaya çalışırken titreyen sesimle yalvardım "Biliyor musun Carmen? Ankara'yı aramaktan vazgeçtim. Beni şu cadıdan koru yeter!"

***

Uçaktan önce indiğim için yeterince hızlı yürürsem o tiz sesli cadıyla karşılaşma ihtimalimi ortadan kaldırabileceğime inancım tamdı. Adımlarım aceleden birbirine karışırken içimden o kızı bir daha görmemek için dua ediyordum. Lütfen bugün yeterince rezil oldum... Lütfen daha fazla bela açma başıma!

Hızlı yürümeyi bir süre sonra koşmaya çevirdim ve beni ana terminale götürecek olan tramvaya bindim. Kısacık bir yolculuğun ardından yine koşar adımlarla bavulumu alacağım bantı buldum, katettiğim uzun yolu benden önce gelmiş olan bavulumu aldığım gibi metro tabelalarını takip ederek turnikelere ulaştım. Seul'de olduğum sürece kullanacağım yolculuk kartını acelem olduğunu söyleyip dolarla almaya çalıştıysam da gişedeki inatçı amca "No dolar, yes Won." diyip durduğu için dönüp döviz bürosuna uğramak zorunda kaldım. Pek fazla olmayan bütün paramı Kore parası Won'a çevirip kartımı aldım ve metro istasyonuna kendimi attım.

Tepesinden aşağı yemek boca ettikten sonra özür bile dilemeden kaçtığım kızı atlattığıma inancım iyice sağlamlaşmış metronun gelmesini beklerken sağı solu incelemeye başladım. Gerçekten bu kadar çok metro hattı var mıydı bu şehirde? Acaba İstanbul'da da bir gün bu böyle bir metro ağı görebilecek miydik? Acaba Korece tabelaları ne kadar hızlı okuyabiliyordum?

Türlü sorular aklımı kurcalarken oldukça havalı görünen bir metro geldi. Üzerinde Big Bang ya da Big Baby gibi bir adı olan grubun reklamı vardı: "Gmarket'te %50 indirim!". Basit bir cümle de olsa Korece bir şeyleri anlayabilmiş olmanın verdiği özgüvenle metroya bindim ve kendime güzel bir yer bulup oturdum. Bir yandan, yere oturup dizlerimi karnıma çeksem neredeyse benim boyutumda olan, bavulumu sabit tutmaya çalışırken bir yandan da kapının solundaki ekrandan reklamları izleyip altyazıları yakalamaya çalıştım. Korece okumak benim için hala zordu... En azından hareketli olanları...

Gözümü dikmiş yeşil şişeli bir içeceğin reklamını izlerken (Sodaydı herhalde. Acaba Beypazarı Sodası bulunur mu burada?) bir pet şişenin buruşturuluşunun çirkin sesi kulağımı rahatsız etti. Sesin geldiği yöne -yani tam karşıma- bakınca onu gördüm: gözlerinden saçtığı alevlerde en ufak bir azalma olmayan tiz sesli cadı az sonra üzerime atlayıp beni paramparça edecekmiş gibi odaklanmıştı suratıma.

-He...He...Hello Kitty?

___________________________________________________


21 yorum:

  1. ayyşşhh çok güldüm yaa :)) bu hello kity ortalığı karıştırsın biraz daha ya :DD

    YanıtlaSil
  2. hahahaaa :D
    çok eğlendim okurken yaa :D bunu yazan hanginiz merak ettim?
    birbirinizden habersiz mi yazıyorsunuz ki?
    düşünsene sen yazmış yollamışsın hikayeni, sonra şöyle şöyle yazarım diye düşünürken, bir diğerinin yazısı gelir, o da ne o.O kafamda yemek mi :DD nasıl tepki vercem diye otur düşün artık :P tam komedi yaa :D off çok pis hayallere daldım yine :P tamam susuyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her karakterin ayrı bir yazarı var. Gönderen kısmında kimin yazdığını görebilirsin.
      Gyujin karakterine ben hayat veriyorum kkkk

      Birbirimizden bağımsız yazıyoruz, yani diğer idoller de sizinle aynı zamanda okuyor yeni bir yazı geldiğinde. Hikayeye kaldığı yerden devam etmek zorunda oluyor diğerleri. Böylece daha eğlenceli olayların yaşanması garantiye alınmış oluyor bir nevi :P

      Sil
    2. doğru bilmişim o zaman :P çok eğlenceli yaa :D
      gyu nun sen olduğunu bildim zaten okur okumaz hehe :D Nymphe ve sen yazı dilinizden ele veriyorsunuz :P
      neyse çok konuştum gene :D senaryolarınızda başarılar diliyorum krom ;) ilerde bi yönetmen bulunursa dizi de olur bundan ㅋㅋㅋ ^^

      Sil
    3. Biri yönetmen mi dedi? Ahh bende diyorum neden kulaklarım çınlıyo akşam akşam.. :P :D

      Sil
    4. Biri yönetmen mi dedi? Ahh bende diyorum akşam akşam kulaklarım niye çınlıyo.. :P :D

      Sil
  3. 'Daha fazla zengin gelecek gibi görünmediğine göre fakirleri uçağa almaya başlamış olmaları gerekliydi. Lee birazdan gelir'
    ahahaha burda fena koptum..ah bu gyujin..

    YanıtlaSil
  4. Gyujin ile Lee birbirini yerr yer

    YanıtlaSil
  5. süper eğlenceli gyujin, neden favorim olduğunu bu bölüm anladım. kötü çocuk imajı çizmeye çalışsa da bütün kötülüğü kendisine çocuğun, rezil ediyor her yerde kendisini :)

    kötü olmaya çalışıp olamayanlardan grubun sevimlisi olmaya aday:)

    YanıtlaSil
  6. ahhh gyu jin sana bayıldım gerçekten :) harika bir karakter olmuş cidden.büyük bir zevkle okudum ve bol bol güldüm. ama karakterlerin daha çok resmini görsek çok iyi olur :) ^^

    YanıtlaSil
  7. Gecenin bu vaktinde beni deli gibi güldüren Gyujin'e sonsuz sevgiler :) Ne desem bilemiyorum o kadar beğendim ki yazıyı. Bir günde böyle harika yazı çıkardığı için tebrik ediyorum Güzin ^^ Ya ama sanırım ben Gyujin'e aşık oldum :P Gyujin Oppaaağ diye bağırmak istiyorum şu an :D Hikayenin devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Her hikaye birbirinden mükemmel. Her karakter favorim şu an ama oppam Gyujin :D Böyle kaliteli bir hikaye ile bizi buluşturduğunuz için tekrar teşekkürler her birinize. Güzel yüreklerinize sağlık <3

    YanıtlaSil
  8. Yess gyujin ve hello kity fetişi hatun birlikte olsun, kafa kafaya versin veeee korenin altını üstüne getirsin *-* Evet evet bu iki karakter birbirine mükemmel derecede çook yakışıyor *-*
    Ve ciddi anlamda gecenin bir körü hönküre hönküre güldüm. Özlelikle vasabi deneme aşamasına ahahahahahah :D
    İlk hikayenin çok daha üstünde bir yazı olmuş bebek tebrik ederim. Bayıldım ^^
    Dip Not: Gyujin benim olacaksın :P kkkkk

    YanıtlaSil
  9. Aynı şekilde ben de çok güldüm ve çok beğendim bu bölümü. Bundan sonrakiler için konuşamam ama şimdiye kadar olanlar içinde Best Episode ödülü bu bölüme gider. :D Hwaiting Gyujin!

    Vasabi vakası sanki Guzzi'nin anı defterindenmiş gibi hissettim^^hahah
    Ayrıca hem yolculuk ayrıntıları hem de bir erkeğin haleti ruhiyesi başarılı anlatılmış. Lee'nin bıraktığı yerden de çok güzel toplamışsın. Bu bölümü çok sevdim ben.

    Ayrıca Guzzi ve Nymphe için istek parça var. Gyujin
    ve Jae Shi için iş birliği... Neobi bir ben iki^^hahah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Vasabi vakası sanki Guzzi'nin anı defterindenmiş gibi hissettim^^hahah"

      Niye? Sen bana cahil mi demeye çalışıyorsun?? XD Hmm... Şey... Evet, tamam itiraf ediyorum ilk denemem aynen bu şekilde olmuştu XD

      Sil
    2. :D çok hoş^^hahahah .
      Ayrıntılar derken kastettiğim tam olarak buydu. Birebir yaşamış olduğun için o kadar güzel tasvir etmişsin ki direk gözümün önünde canlandı. :D Senin bölümlerinde hayalden fazlası olduğu için bu kadar eğlenceli bence. Neyse bu kadar iltifat şimdilik yeter sana, birazını da diğer bölümlere saklamam gerekiyor.
      (Olumsuz yorumlarımı da hain Lee karakterine saklıyorum^^hahah)

      "-Öyle ya suşimi vasabisiz yiyecek halim yok. Hah! Hayatımda duyduğum en komik şey bu. Vasabisiz suşi mi? Oldu olacak bundan sonra gelinler de duvaksız evlensin."
      Ben en çok da bu repliğe bayıldım.

      Sil
    3. Bence bu ikisi için el ele kafa kafaya verirsek olur bu iş XD Hem bütün romanlarda, hikayelerde bütün bu çöpçatanlık işlerini olayı tamamıyla gördüğü için yan arkadaşlar yapmaz mı ? Eee peki biz ne güne duruyoruz XD Bu ikiliyi korenin zirvesine taşıyabiliriz :P

      Sil
    4. Kesinlikle katılıyorum. :D
      Bunun için hain planlarımı kurmaya başladım bile^^hıahıahıah

      Sil
  10. Okurken çok eğlendim. :D Gyujin ve Jae Shi bence harika bir çift olurlar. *-* Bu arada erkek karakterlerden favorime bu bölümde karar verdim. Gyujin. :3

    YanıtlaSil
  11. Bu bölüm amma güldüm ya. Böyle karnımı tuta tuta hohohoohhoo diye. Zorlasam sick pack dizerdim. Öyle güldüm.
    İlginçtir bölüm genel olarak Gyujin2in yemek yeme macerası şeklinde geçiyor ve öyle güzel detaylandırılmış ki akıp gidiyor okurken. Espriler ise az önce belirttiğim etkileri bırakıyor insanda.
    Çok bölüm biriktirdiğimden uzuuun bir yorum yapmak yerine hızlıca diğer bölüme atlıyorum. Maksat elimi eteğimi çekmeyeyim, sıcak sıcak yetişeyim yeni bölüme.
    PS: Hello Kitty'yi seviyorum, Gyujin ise bir adet fangörlüm. Aralarında olacakları görmek için sabırsızlanıyorum!!

    YanıtlaSil
  12. six pack yerine sick pack yazmam da efsane olmuş. Gyujin oppam aklımı nasıl başımdan aldıysa hastalık seviyesine gelmişim düşün! Gyujin oppa saranghae!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahahha sick pack XD Sen de beni benden alıyorsun Aydan

      Sil