Pages

22 Aralık 2012 Cumartesi

[4. Bölüm] - 이의 드림– Lee’nin Hayali

Çift kişilik yatağımda uzanırken yine aynı düşünceler denizinde yelken alıyordum. İnsanların çoğu zaman alaya aldığı, güldüğü, dalga geçtiği bu durum benim kurtuluşum olacak. Onlar şu an için farkında değil ama benim kafamda oluşturduğum uzun vadeli plan sayesinde hepsi geride kalacak. Bu sefer ben “onlara” güleceğim.

Küçüklüğümden beri müzikle büyüdüm. Klişe olan “ailemde müzikle ilgilenen bir sürü insan vardı” zırvası benim içim geçerli değil. İyi bir sesim olduğunu ilk kez 10 yaşında gittiğim Lüküs Hayat müzikalinde fark etmiştim. Ailem müzikalin şarkılarını çok iyi seslendirdiğimi fark edince özel hoca tutmuştu. O günden bugüne sesimi oldukça geliştirdim. Şu anda çok iyi bir şekilde şarkıları söyleyebiliyor ve dans edebiliyorum. Kendi ülkeme göre oldukça ilerideyim, ama ne de olsa bizim ülkemizde sanatçılarda aranan ilk özellik iyi bir ses değil.

15 yaşında keşfettim K-pop’u. Dünya müziklerini araştırmayı sevdiğim için ilk uğradığım durak Latin Amerika’ydı. Şarkılar daha çok “yerel” olduğu için orada tutunamayacağımı biliyordum. Ayrıca İspanyolca ve Portekizce Türkçe’ye ters diller. Öğrenmem hem uzun sürecekti, hem de tam anlamıyla konuşamayacaktım. Bu yüzden dünya müziklerinden çok Türkçe’ye yakın dilleri incelemeyi ilk görevim olarak ele aldım. Karşıma Korece, Japonca ve Fince çıktı. Kuzey dillerini sittin sene öğrenemeyeceğimi bildiğim için trafik işaretlerine benzer Uzakdoğu dillerine yöneldim. Aklımda her daim pop müzik öncelikliydi, bu yüzden rock rüzgarının ele geçirdiği Japonya 2. sıraya yerleşti. Güney Kore’de böyle mükemmel bir potansiyel olduğunu bilmiyordum.

İşte aradığım şey tam olarak karşımdaydı. Türkçe ile aynı aileden olan bir dil, Türkiye ile dost olan bir ülke, mükemmel bir müzik altyapısı ve grup olayının ölmediğini kanıtı olan yüzlerce grup… Son madde hariç hepsi harikaydı. 500’den fazla grubun olduğu bir ülkede ben solo olarak tutunabilir miydim? Grup olarak çıkış yapsam ne kadar başarılı olabilirdim? Herkes her şekli denemiş, özgün ve farklı olmak adına bir fikir nasıl bulacaktım? Ahh, bunları düşünmek çok zor!!!

Yataktan kalktım, balkona çıkıp biraz hava almak istedim. Elimi mermerin hassas yüzeyine yaslayarak sokağı incelemeye başladım. Ve yine onu gördüm, hayatının merkezine beni oturtmuş olan Gyujin’i! Küçüklüğümüzden beri sanki bana savaş açmıştı. Başarılı bir okul hayatı geçirdiğim halde kendi sınırlarını zorlayarak önüme geçmiş ve bunu bana kakıp durmuştu. Ben umurumda olmadığımı onlarca kez söylememe rağmen hiç durmamıştı. Basketbol kaptanı olduğunda tepki vermedim, müzikalde başrolü kaptığında tepki vermedim. Müzikal bittiğinde izlemeye gelen uzmanların hepsi benim sesimin daha iyi olduğunu söylemişti. Ben onlara sadece teşekkür etmekle yetinirken bunu duyan Gyujin deliye dönmüştü. Eve doğru yürümeye başladığımda loş bir sokakta beni tişörtümden çekerek hesap sormaya kalkmıştı. Sinirliydi, hem de çok! Resmen burnundan soluyordu. Ben ise ona Bree Van de Kamp bakışlarımda poker surat ifadesi takınmaya devam ediyordum. Ellerini üzerimden çektim, hiç konuşmadan yoluma devam ettim. O gün arkamdan söylediği sözleri hiçbir zaman unutmayacağım.

“Bunun hesabını soracağım Lee!!! Her şekilde seni yeneceğim, ezeceğim. Yumruk yemişe döneceksin, beni fark edeceksin. Öyle bir gün gelecek ki, beni gördüğünde hayretler içerisinde kalacaksın!”

Hayatın bizim için neler yapacağı hiç belli olmaz. Günler geçtikçe müzikle ilgili kendimi geliştirmeye devam ettim, bir yandan da Korece kursuna yazıldım. Hırsım, inatçılığım ve başarı arzum kısa zamanda etkisini gösterdi. Okuldan gelir gelmez ayna karşısında saatlerce dans provaları yapıyordum. Bigbang’in, TVXQ’nun, Super Junior’un, 2NE1’ın, T-ara’nın, SS501’in, SHInee’nin danslarını çalışıyordum. Her şekilde iddialı bir sanatçı olacaktım. Yeni bir soluk getirecek ve adımı Kpop tarihine yazdıracaktım. Birçok insandan zekiydim, aklım her yöne çalışıyordu. Şeytanice planlar yapabilir, başkalarını manipüle ederek elerken işin ucu bana hiç dokunmadan sıyrılabilirdim. Gyujin’i de böyle deli ediyordum. Kore’yi görmezden gelen Japonya gibi ben de onu görmezden geliyordum. Bu da onu deli ediyor ve hata yapmaya zorluyordu.

***

Bazen evin yakınındaki parka giderek çimlere uzanır ve daha sonra da gitarımı çıkartarak etrafa müzik ziyafeti verirdim. Yine böyle sessiz ve sakin birden kendimi kaptırmış şarkı söylerken siyah uzun saçlı, yüzünden gülümseme eksik olmayan sevimli bir kızın beni dinlediğini fark ettim. Gitarımı kenara koydum ve bu güzelliğe seslendim.

“Ben daha burada duracağım. Eğer beni bu şekilde dinlemeye devam edeceksen bacakların ağrıyacak. Bak burası boş” diyerek yanımdaki yer gösterdim. Hiçbir şey demeden gülümseyerek yanıma oturdu. Normalde “üff snne be slk .s .s” tepkisi beklerken böyle yapmasına şaşırdım.

“Merhaba, benim adım Eun Ji” dedi o melek sesiyle. Ne kadar da güzel bir sesi vardı. Şimdiden beni etkilemeyi başarmıştı billur sesiyle.

“Ben de Lee, memnun oldum Eun Ji” diye karşılık verdim. “Yalnız seni buralarda daha önce göremedim. Halbuki küçük bir mahalleyiz”

Küçük bir kız çocuğu gibi gülümsedi, hafiften kızardı. Yabancı bir yerde gibi hissettiğini yüzünden anlayabiliyordum.

“Buraya İzmir’den yeni taşındık, daha 3 gün oldu. Etrafı keşfetmek için çıkmıştım. Taşınma süreci zorludur bilirsin” dedi.

“O zaman kocaman bir hoş geldin demek lazım. Umarım buraları seversin. İstanbul’da sessiz ve sakinliğin ender bulunduğu yerlerden birinde yaşayacaksın” Kendimi Sezen Cumhur Önal gibi hissettim. Yakın zamanda ağdalı Türkçe kullanarak cümleler bile kurabilirdim sanırım.

“Bu çaldığın şarkıyı çok severim. Bu yüzden parkı keşfederken burada çivilendim kaldım. Gitarı çok iyi çalıyorsun Lee, ayrıca sesin de çok iyi. Böyle bir ses duymayalı uzun zaman olmuştu”

Bana iltifat ediyordu. Şimdi tanıştığım güzeller güzeli bir kız iltifat ediyordu. Eminim ki Gyujin yeni tanıştığı birinden sesiyle ilgili asla itiraf almamıştır. Deli gibi çalışarak benim önüme geçebiliyordu, ben kılımı kıpırdatsam ikincilik kürsüsünde yapışık kalacağının farkında bile değildi. Zavallı çocuk!

Saatime baktığımda 20 dakikamı Eun Ji’ye harcadığımı fark ettim. Okul çıkışında çocuklar buraya doluşmadan biraz daha pratik yapmalıydım. Eun Ji’ye teşekkür ettim, o da sanki çalışmamı böldüğünü fark ettiğini anladı ve gitmek için izin istedi. Ayağı kalkıp yürümeye başladığında arkasından seslendim.

“En kısa zamanda istediğin bir parçayı çalacağıma söz veriyorum Eun Ji. Yeri ve zamanı sen belirle. Beni nerede bulacağını biliyorsun”

Saçlarını savurarak geri döndü ve gözlerinin içi güler bir şekilde “Anlaştık” dedi ve koşmaya başladı.

Çok güzel bir kızdı ama zaman benim için en önemli unsurdu. 24 saat bile çalışmalarım ve hayatım için yetmezken programımın dışına çıkmam bir felaketle sonuçlanabilirdi. Nefesimi tuttum ve gitarımı konuşturmaya devam ettim.

Günlerim internette araştırma yapmak, Kpop’u takip etmek, dans provaları yapmak, şarkı söylemek ve gitar/keman çalmakla geçiyordu. Geçen gün internette Pledis Ent.’ın Amerika’da seçmeler yapacağını görmüştüm. Sadece Asyalı ve Asyalı-Amerikan kişilerin seçmelere katılabileceği yazıyordu. After School ve Nu’est’in şirketiydi ama 5 büyük şirketten biri olmadığı için istemiyordum. Benim amacım zirveye çıkmaktı. 5 büyük şirket hakkında zamanında çeşitli notlar bile almıştım. İşi sıkı tutmak en sevdiğim huylarımdan biridir. Bu şirketlerin hepsi beni kabul ederse diye düşünerek çeşitli listeler bile hazırlamıştım.

SM’yi seçmek istemiyorum. Sanatçılarından çok kendini düşünen bir şirket olduğu için bana faydası olmayacak. Harika bir çıkış yapabilirdim, ama özgürlüğüm birçok alanda kısıtlanacaktı. Ayrıca parasal anlamda da getirisi olmayacak. Maddiyet sanatçı olmanın en büyük getirilerinden biri değil midir? Tabi ki diğer şirketler beni seçmez ve SM beni seçerse kısa bir kölelik anlaşmasıyla katılabilirdim.

JYP’i seçebilirim. İyi gruplar çıkartıyor, yönetimi de iyi. Ama şarkılarımın başında JYP Production sesini duymak istemiyorum. Evet, bunu bile düşündüm. Eğer seçmeleri olursa girerim.

YG şirketini de seçerim. Her ne kadar hiphopla yakın olsalar da çıkarmış oldukları grupların sevimlilikten öte olması benim işime gelir. Karizma bir idol olmayı kafama koymuştum, asla puing puing ve aegyo yapmam. Yaparsam biri beni vursun lütfen. Cebe koyalım bunu da, umarım yakın zamanda elemeleri olur.

Cube: Seçerdim tabi, HyunA ve Beast'e sahip. Yetenekli insanlara şans vermesi de benim gözümde bir artı.

Ama ben en çok United Ent.’dı istiyordum. Kore’nin en büyük müzik şirketlerinden biri. Ayrıca uluslararası çalışıyorlar ve şirketin içerisinde farklı milletlerden bir sürü kişi var.

Listemi incelerken mailime düşen bir posta evde bayram havası estirmeye başladım. Oha!!! Gözlerim beni yanıltmıyor değil mi? United Ent. dünya çapında bir seçmeler yapıyor ve her milletten insan bu seçmelere katılabilecek. İşte buuuu!!!! Sonunda uzun süredir beklediğim şey gerçekleşiyor. Son zamanlarda bu konuda dedikodular Tumblr’da dolaşıyordu. Demek ki doğruymuş. Hemen planlarımı hızlandırmalıyım. Bu resmen benim için sunulmuş bir lütuftu.

United şirketinin haberinden sonra daha hızlı hareket etmem gerektiğini anladım. Her şeyi unutmalıydım. Ailem zaten beni destekliyordu, ne kadar sıkı çalıştığımı onlar da görmüştü. Bu ülkede kalıp Serdar Ortaç’ın arka vokalistliğini yapacak değilim. O da çekik gözlüydü ama hem yeteneksiz, hem de itici olanlarından. Gyujin de artık götüne kına yakabilirdi, hep benim dünyanın öteki tarafında olmamı isterdi. Bu haberi duyunca göbek atar herhalde.

Eun Ji, ah Eun Ji! O bunu nasıl karşılayacaktı acaba? Parkta tanıştığımız o günden sonra her şey çok hızlı ilerlemişti. İstanbul’u gezdirdiğimde çok mutlu olmuş, benimle ilgili olan her şeyden çok hoşlandığını söylemişti. Programımın içine onu da dahil etmiştim. Bu sayede çok daha fazla vakit ayırabiliyordum. Ama önceliğim o değildi, olamazdı. Kendime bir söz vermiştim. Benim bir amacım, ideallerim vardı. İlk öpücüğümüzü, öpüştüğümüz yeri hiçbir zaman unutmayacağım. Dudağı dudağıma değdiğinde vücudumun her yerinde hareketlenmeler olmuştu. Daha sonra rüyalarımın 2 numaralı kahramanı olmuştu Eun Ji. Birincisi hep Kore’ydi. Ama kendisi de farkındaydı, ben ona ilk zamanlar hayallerimi anlatmıştım. Kabul etmişti, hiçbir şekilde engel olmayacağını söylemişti. Destekliyordu beni hala. Ben ona gideceğimi söylediğimde “Seni yolcu edeceğim, her zaman destekleyeceğim Lee” demişti. Çok masumdu, çok sevilesiydi.

Seul biletimi aldığımda içim içime sığmıyordu. Hayat beni şu anda sınıyordu ve ben bu testten 100 alarak çıkacaktım. Adımı herkes bilecek, hep bir ağızdan Lee Wiu diye bağıracaklardı. Kore’de bu kadar çetin rakipler karşısında nasıl başarılı olacağımı da bulmuştum. Daha önce koca ülkede müzik adına hiç denenmemiş bir karaktere bürünecektim. Bu benim için hiç de zor olmayacaktı. Çünkü yazdığım yazılar ve kısa hikayelerde de hep bu konuyu işliyordum.

Cinselliği kullanacaktım, seksiliği kullanacaktım!!! Koreliler kendilerinin seksi olduğunu düşünüyordu. Bu koca bir yanlış. Kısacık etek giymek ve tişörtlerini çıkartıp üzerlerine su dökmek seksi olmak demek değildi. Çok daha ötesini yapmak lazımdı. Ayrıca onların en uç cinsellik anlayışı “Evet, porno izledim” açıklaması. Bir kadın idol ile erkek idolün yan yana selcası çıktığında bile bütün ülke onları konuşuyordu. Bunlar çantada keklik durumlar. Ben neler neler yapacaktım, ağızları açık kalacaktı. Linç etmeye çalışanlar olacaktı ama onu da düşündüm. O günler geldiğinde yaptığım hiçbir hareketin sonu kötü bitmeyecekti. Kore, sana seksiliği öğretmeye geliyorum!

Ve o büyük gün gelip çattı. Ailemle, Eun Ji ile vedalaştım, Atatürk Havalimanı’na gitmek üzere taksiye bindim. Bütün mahalle bana veda etti, Gyujin hariç! Bu duruma zaten şaşırmadım, hiçbir zaman benim iyiliğimi istemedi. Hayatım boyunca kendisine hiçbir şey yapmadığım halde benden bu derece nefret etmesinin nedeni neydi acaba? Bilmiyorum, bilemiyorum. Dış hatlara geldiğimizde içim içime sığmıyordu. Bir kelebek misali uçuyordum. Ağzı açık ayran budalası gibi biletimi check-in yaptırıp en sevdiğim ithal çikolatalardan aldım. Şu an orgazmden bile daha büyük bir zevk yaşıyordum. Bütün bu teletabi durumları Kore’yi indiğimde son bulacaktı. Şirinlik taslama olmayacak, karizma ve seksilik devreye girecekti. Bu tünelin sonunda başarı ve zirve var. Bütün gerekenler ise sadece iki küçük rol değişimi.

Hostesler kapıları açtığında çoktan ben en ön sırada yerimi aldım. Pasaportumu ve biletimi büyük bir heyecanla uzattığım halde hostes önceliği Business class yolcularına ayırdı. Kore’ye gidecek olan züppe takımı önceden uçağa binecekti. Hostes ilk sorduğunda cevap alamadı. Bunun üzerinde aynı soruyu bir de ana dilinde sorunca arkadan “Ben varım!” diye bir cevap geldi..

Bir dakika! Ben bu sesi tanıyordum. Ya aklım bana oyun oynuyordu, ya da arkamı döndüğüm anda korktuğum bir şeyle yüz yüze olacaktım. Ağır adımlarla ilerleyen ayakkabı sesinin geri geriye gitmesi için içimden dualar ettim. Lütfen gerçek olmasın diye Allah’a yalvardım, benim hatam olsun ne olur! Nefesimi tutup sol tarafa doğru yüzümü ağır ağır çevirdiğimde buz kestim! Bu, bu bu o-o-oo-lamazdı! Lanet olsun!!!! Gözlerim beni yanıltmıyordu. Yanımdaki kişi Gyujin’in kendisiydi. Burada ne işi vardı bunun? Seul uçağıydı bu, ahh! Beynim patlayacak gibiydi. Duygularımı tarif bile edemiyordum.

“Lee, bu ne hoş tesadüf” diye tısladı bana yılan gibi sesiyle. Kim-olduğunu-bilirsin-sen’i gören Harry gibi olduğum yerde put gibi durdum. İşte o gün gelmişti. “Seni hayretler içerisinde bırakacağım” demişti. Gyujin dediğini gerçekleştirdi.  Ben cevap veremeden hemen kapının içine girdi. Titreyen ellerimle ağır ağır pasaportumu ve biletimi hostese uzatmaya çalıştım. O sırada arkasını döndü ve bana bıyık altından gülerek el salladı.

Kendime gelmem uzun sürmedi, böyle bir duruma hazırlıklı olmasam bile şaşırmak artık hissedebileceğim duygulardan biri değildi. Kendimi bir amaca şartlandırmıştım ve lanet olasıca Gyujin bunu engelleyemeyecekti. Birkaç kez onun Kpop dinlediğine şahit olmuştum, bana inat okulun bahçesinde ara sıra dans bile etmişti. Ama tamamen benim Kpop sevgimle dalga geçtiğini düşünmüştüm. Aynı nedenden dolayı Kore’ye gidiyor olamayız. Bu nasıl olur? Gyujin, Kpop ile dalga geçen Gyujin seçmeler için Seul’e mi gidecek? Hem de benim yıllardır hazırlandığım seçmelere? Kafamı boşaltmam lazım. Ses ve dans konusunda ondan daha iyi olduğum otoriteler tarafından daha önceleri birden fazla kez kanıtlandığı için birazcık rahatladım. Koltuğuma oturduğumda tek düşünmek istediğim durum uykuydu. Bu uçak yolculuğunda güzel hayaller kurmayı düşünüyordum ama hepsi Gyujin tarafından yıkıldı. Şimdi business class’ta eğlenerek benim bu halimi düşünüp kahkahalarla gülüyordur pislik. Varsın gülsün. Son gülen, iyi güler!

Hostesten bir şişe su istedim, geldiğinde çantamdaki uyku hapını kırarak çeyreğini ağzıma attım. 11 saate sürecek olan yolculukta uyumak istiyordum. Seul’e indiğim zaman Gyujin’i düşünmek adına boş zamanım olmayacaktı, o yüzden birazcık rahatladım.

Uçak kalktığında ve kemerlerimizi bağladığımızda gözlerim de kapanmıştı. Rüyamda Seul’ü görmek yerine Eun Ji’yi gördüm. Bu da nereden çıkmıştı? Neden şimdi rüyalarıma giriyordu bu kız? Aklımda planda iyi şeyler olmadığı için mi? Bari uykumda rahat bırakın beni, ben sadece hayallerine ulaşmak isteyen bir gencim. Bir kızın cırtlak sesiyle gözlerimi hafif araladım. Yanımda ses yapıp duruyordu. Uzun saçları ve üzerine giydiği elbiseleri uyum içerisindeydi. Benim ellerim ise kızın buğday tenli yanaklarındaydı.

“Eun Ji” diye seslendim sadece. Ama bu Eun Ji değil, hiç tanımadığım bir kızdı.

“Ne yapıyorsun sen? Çek ellerini üzerimden” diye sesli bir şekilde söylenince diğer yolcular bizim koltuklara baktı. O anda kendime geldim ve ellerimi üzerinden çektim.

“Özür dilerim, uyku hapı aldığım için derin uykuya dalmışım. Farkında değildim”

Sakinleşmiş gibi değildi, daha çok şaşırmışa benziyordu. Gözlerini kocaman açarak beni incelemeye başladı. Gömleğimin açılan iki üst düğmesinden göğüs kaslarım gözüküyordu. Kız nedense oraya bakarak kilitlenmişti. Nereye baktığını anladığımı görünce hemen kafasını çevirdi ve “Tamam, tamam sorun yok. Uyuduğun için savunmasızdın. Ama dikkat et, herkes aynı şekilde anlamaz” diye uyardı beni. Kendinden ödün vermeyen insanlardan biri, en önemlisi anlayışlı da.

Bunun üzerine gülümsedim. Yemek servisi yapılmıştı ve yemeğinde vasabi vardı.”Eğer o sosu yerden başına neler geleceğini biliyorsun değil mi?” diye sordum. Bütün şirinliğimi takındığım için bana dik gözle bakmadı bu sefer. “Acıyı severim, küçüklüğümden beri yerim. İstanbul’da da vasabiyi denemiştim, bence harika bir tadı var”

Gardını düşürdüğü için şanslıyım. Acıyı sevmesinden güçlü bir kız olduğu anlaşılıyordu. “Sana eşlik edeyim o zaman” diyerek hostese seslendim.

Tam yemeğimi söylediğim sırada Business class bölümünden büyük bir bağırma sesi yükseldi. “Bu yemeği köpeğe versen o bile yemez!!!” cümlesini eminim uçağın en arkasındaki kişiler bile duymuştur. Tahmin edin kimin sesiydi? Tabi ki de Gyujin’in. Bulunduğu her ortamda sorun çıkartmaya bayılırdı.

Ekonomi bölümüne geldiğinde Gyujin’in gerçekten de bu uçakta olduğunu iyiden iyiye anladım. Rüya olması için nelerimi vermezdim ki… Gözleriyle beni aradığını anlamıştım. Sonunda beni fark ettiğinde hosteslerin uyarısına rağmen hızlıca yanıma geldi. Derin bir nefes aldıktan sonra “Sen!” diye bağırdı.

“Sen…”

_______________________________________________________

_______________________________________________________

30 yorum:

  1. Bir solukta okudum valla :D Lee de az anasının gözü değilmiş o ne planlar öyleeee :D Ellerinize sağlık :D

    YanıtlaSil
  2. ciddi anlamda bekledğim yazı geldi.. işte bu yaa dedim.. detayları çabaları çalışmaları hayallerini anlatırken gözlerimin dolması serdarda kahkaha atmam gyujinle karşılaştığında aynı şoku yaşamam.. ve aşkının eun jinin desteği tebrikler çingum şahaneydi tek kelimeyle :)

    YanıtlaSil
  3. Ahh zavallı Gyujin neden bu kadar hırslı olduğunu Lee'yi tanıyınca daha iyi anladım sana olan düşüncelerini "Deli gibi çalışarak benim önüme geçebiliyordu, ben kılımı kıpırdatsam ikincilik kürsüsünde yapışık kalacağının farkında bile değildi. Zavallı çocuk!" diye anlatan birine sen ne yapabilirsin ki?? Bence bu gidişata göre tüm karakterler seçmelerden bir grup olarak çıkacaklar off işte o zaman sen gör fırtınayı Lee ve GyuJin'i yanyana düşünemiyorum ayrıca Lee tebrik ederim şu kullandığın cümlelere bayıldım,çok keyifli, anlatımın ve örneklerin çok iyi;
    "- Ben ise ona Bree Van de Kamp bakışlarımda poker surat ifadesi takınmaya devam ediyordum..."
    "- Kore’ye görmezden gelen Japonya gibi ben de onu görmezden geliyordum..."
    "-Normalde “üff snne be slk .s .s” tepkisi..."
    "- Kendimi Sezen Cumhur Önal gibi hissediyordum..."
    "- asla puing puing ve aegyo yapmam. Yaparsam biri beni vursun lütfen..."
    "- Kore, sana seksiliği öğretmeye geliyorum!"
    "- Kim-olduğunu-bilirsin-sen’i görün Harry gibi olduğum yerde put gibi duruyordum."
    Çok keyifle okudum Ben fanı olacağım karakterimi buldum galiba antifanı olacağım karakteri ise hikayenin devamında seçeceğim :D devamını sabırsızlıkla bekliyorum emeğine ve kalemine sağlık ^^

    YanıtlaSil
  4. Hikayenin kötü çocuğu olsa gerek :D
    pek hoşlaşmadım kendisinden :P hoş gyujin e de gıcık olmuştum ama, buna biraz daha gıcık oldum :P
    Ellerinize sağlık kızlar, devamını bekliyorum ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslinda burada beyefendi demeliyiz kkkk

      Sil
    2. nasıl :P yazan erkek miydi o.O pardon o zaman :D
      yoksa yazar, ne olursa olsun yazdığı karaktere mi bürünüyor :P

      Sil
    3. Yazan, yani ben erkeğim^^

      Sil
    4. ahanda kırdım potu :P kusura bakmayın :D bir daha olmaz ^^

      Sil
  5. Çok güzel bir bölümdü. Hikaye eğlenceli bir şekilde ilerliyor ve okurken hiç yormuyor, çok sevdim. ^^
    Gyujin, senin tarafındayım oğlum, sonuna kadar arkandayım. Lee'yi alt etmek için elinden geleni yap. :D
    İleride neler olacak merak ediyorum, asıl olaylar daha başlamadı, sonraki bölümlerde daha da eğleneceğiz gibi görünüyor. *-*
    Harika yazıyorsunuz, ellerinize emeğinize sağlık. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. ^^

    YanıtlaSil
  6. Sonunda Lee'yi de tanıdık :) Uzun süredir bunu bekliyordum ^^ Lee! Birincisi çok yakışıklısın ve seksisin :P Favorim sensin yani :D İkincisi "Kore, sana seksiliği öğretmeye geliyorum!" kısmı bombaydı. Çok merak ediyorum oralarda neler yapacağını. Eun Ji peşinden Kore'ye gelecek mi onu da merak ediyorum. Gyujin'in servetine mal olan bileti onu pek memnun edememiş galiba :D İkinizin arasındaki çekişmeleri okumak süper olacak. Uzun zamandır böyle heyecanlanmamıştım bir yazıyı beklerken. Hepiniz harikasınız arkadaşlar, tekrar teşekkürler. Sabırsızlıkla hikayenin başlamasını bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
  7. offf lee ile de tanıştık gyujin'i sevemedim pek..efekızının dediği cümleler benimde çok hoşuma gitti oraları okurken yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı...devamını merakla bekliyorumm..

    YanıtlaSil
  8. Affınıza sığınarak beni rahatsız eden bir kaç şeyi söylemek istiyorum ^^ Çok fazla imla hatası vardı bir kere :( Gerçekten bütün olarak ele alınca çok rahatsız etti beni. Ayrıca zaman arası uyumsuzluklar çok fazla. Misal şu iki cümle " Çift kişiliğim yatağımda uzanırken yine aynı düşünceler denizinde yelken alıyordum. İnsanların çoğu zaman alaya aldığı, güldüğü, dalga geçtiği bu durum benim kurtuluşum olacaktır. " Bütün bunlar sağlam olan konuda ki bütünlüğü baltalamış. ( tabi ki bunlar benim görüşlerim. Hani bunlar olmasa çok daha sıkı olurmuş diye düşünüyorum =) )
    Ve birde çok kusursuz gördüm bu karakteri. Hikayenin en iyisi mi en kötüsü mü karar veremedim ^^ Gyujine çok yüklenmişsin lee hehe Sebepsiz yere sana takmadı ya bu çocuk :P Bence o cümlen güzinin hikayesinin ilerleyişinde sıkıntı yaratabilir. Keşke açık bir kapı bıraksaydın…
    Ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her türlü yapıcı eleştiriye açığız :) Ben hikayeyi yolladıktan sonra kontrol ettiğim için imla hataları oluyor maalesef. Bu huyumu bir türlü yenemedim, pis bir durum :p Ama bundan sonra yollamadan önce okuyacağım. Şimdi bir kezs daha okuyarak düzeltmeleri tamamlayacağım. Yoksa Türkçe ile ilgili bir sorunum yoktur aha :D / Zaman konusunda ilk bölüm olduğu için şu hasta kafamla tam düşünemedim. Arada kopukluk var ama diğer bölümlerde o da gidecek :)

      Karaktere bürüneyim hemen;

      Gyujin'i her ne kadar pek sevmesem de yaratıcı biri olduğunu biliyorum. Rahatlıkla altından kalkacaktır.

      Sil
    2. Hikayeyi Lee'nin dilinden dinlediğimiz için kendisini kusursuz anlattı. Evet rahatsız edici bir kusursuzluk... Tabii ki de gerçek olmaktan çok uzak :D Lee her ne kadar kendisini kusursuz görse de ne kadar leş bir insan olduğu gün gibi ortada :P Go to hell Lee! Gyujin jjang!!

      Neobi bacım; Gyujin'in bütün kapılarını kapatmış evet. Aslında bizim 4 farklı yazarla yapmaya çalıştığımız da bu. Aynı olayları 4 farklı gözden anlatırken birbirimizi bloke etmeye çalışacağız ve diğerlerinin pisliklerden sıyrılmasını izleyeceğiz :D Yani bir nevi meydan okuma :D İşi bizim açımızdan en eğlenceli hale getiren şey de bu zaten :D

      Bu yüzden okuyucudan da kendilerini hikayenin içinde birer karakter olarak görmelerini ve yorumlarını ona göre yazmalarını istiyoruz. Böylece bu meydan okumaya onlar da katılabilir. Ve bizim kıvranışımızı izleyebilir :D

      Eğlenceli değil mi? :D

      Sil
    3. süper eğlenceli :D
      tam da tahmin ettiğim gibiymiş bak :D
      ve de istediğim diyebiliriz :) farklı imzalardan ortak bir senaryo... sıradanlıktan uzak, farklı bir deneyim ;)

      Sil
  9. Gyu Jin fighting!! Lee'yi hiç sevmedim ya :( Gyu Jin'se süper.umarım hikayede bol bol Gyu Jin okuruz :) ^^

    YanıtlaSil
  10. Dedim ben bak Gyu-jin'in bir bildiği vardır diye. Lee hala ben umursamam, kılımı kıpırdatmam hede hödö derdinde ama içten içe fettan yani onu hissediyorum ben! Alttan alttan o evil imajını veriyor. Bir de Gyu-jin'e bok atıyor! Yok yok bu Lee'yi hiç tutmadım ben. Kendisi o kadar muhteşemse bir şeyler için çabalayıp da beceremeyişini sabırsızlıkla bekliyorum! Öyle sevmedim bu karakteri arada ince esprileri olsa da... Kurtarmıyor, yetmiyor o negatif imajını kapamaya. Lee bence kendisne tapma seviyesine gelmiş ve bu Gyu-jin'de olduğu gibi hırsla değil öyle kayıtsız bir boyutta ki çok daha büyük bir tehlike arz ediyor benim için. Lee'nin çuvallamasını gerçekten istiyorum.
    Bölümden bahsedersek beğendim. Ve fakat bir spel çek yaparsan kusursuz olur demek istiyorum. Ve işler iyice sarpa sarma emareleri gösteriyor. Burdan sonra karakterlerin tanışmasını heyecanla bekliyorum. Olaylar olaylar :D

    YanıtlaSil
  11. Gyujin'in günahını mı aldık ne yaptık?:D Hepsi güzel gidiyor;akıcı ve okumaktan sıkılmıyor insan.Yenileri bekliyorumm~

    YanıtlaSil
  12. Hikayelerin ve yorumların tamamını okumadım ama genel olarak fena değil ilerledikçe guzellesmesi olası. Kankam olması hasebiyle tabii ki gyujin i tutacağım. Her şey iyi hos da bu karakterler turk değil mı o zaman neden Korece isimler ve resimler seçtiniz? Şahsen turkce olmasını tercih ederdim. (Belki diğer hikayelerde sorulmuştr cevaplanmistir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kafa karışıklığına mahal vermemek için bacıt direkt nicknamelerle girdik sahneye :D

      Sil
  13. birbirinden zorlu ve farklı 4 karakter bunların oluşturduğu grup tadından yenmez:)

    yorumlara genel olarak baktım da bizim bir karakter mi seçmemiz gerekiyor? şu an için erken gibi gelse de ilk okuduğum gyujin karakteri en iyisi gibi geldi. "ben en iyisiyim diyordu" ama tatlı geldi bana, lee karakteri daha sert gibi. kızlardan çift kişilikli olan:P hoşuma gitti :)

    ilerleyen bölümlerde fikrim değişecek mi bakalım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir idolü favorin seçip, kendin de bir karaktere bürünebilirsin. İnteraktif bir şey olsun istiyoruz. Yani okuyucular idolleri gerçek insan yerine koyup kendileri de bir role bürünürse daha keyifli bir proje olacak ^^

      Sil
  14. Fanfiction olaylarına hep uzak kalmış ve hoş bakmamışımdır.Aralarında belki iyileri vardır bilemem ve aslada okumam derdim ta ki bu hikayeye başlayana kadar.İnteraktif bir hikaye olmasına zaten ayrı bayıldım.Karakterlerin artıları ve eksileride beni çeken yanı oldu.Şu an kimi tutacağıma karar veremedim ama asi ve yaramaz karakterler herzaman daha çok hoşuma gitmiştir.Şimdilik bakarken Gyu Jin bana daha cazip gelse de Lee'nin de hiçte uslu iyi bir çocuk olmayacağını bu azıyla anlamış olduk :) Bu arada bayanlar yorum beklemeyin bayan idollere oldum olası gıcığımdır:)Ha bir de Eun Ji meselesi var :)Paylaşılamayan hatun.Ama kimin kapacağını daha kestiremedim bu k-drama tadında ki hikayede.Çünkü ne yaparsa yapsın sonunda iyi çocuğu ekarte edip esas kızı kapacak başrol yok bu hikayede.Tüm idollerin başrol olduğu inanılmaz bir hikaye var karşımızda.Ciddi anlamda her yazıyı deli gibi bekler oldum.Hepinizin kalemine ve hayal gücüne sağlık.

    YanıtlaSil
  15. okumaya başlayınca bu lee eun ji'yi oper dedim :D neyse devamını bekliyoruz ^^

    YanıtlaSil
  16. Harika bir yazı olmuş. Ben şimdilik tarafsızım,kız karakterlerden favorim belli bakalım erkek karakterlerden kim olacak? Ellerinize sağlık. :)

    YanıtlaSil
  17. Bende fanfictionlara sıcak bakan biri değildim ta ki bu hikayeye kadar. :) Ellerinize sağlık. ^^

    YanıtlaSil
  18. Dört farklı yazarın kapışması tadında olan bu sistem oldukça hoş olmuş bence. Yazarların daha üretken olacaklarına inandığım için sonuna kadar destekliyorum ben.
    Bu hikâye çetin bir psikolojik savaş içerecek gibi görünüyor. Gyujin hakkında farklı teorilerim var. İlk bakışta egoist olduğu düşünülse de temelde Gyujin bu benlikten Lee’ye göre daha uzak gibi. Demek istediğim her ne kadar Lee’den nefret ediyor ve onunla savaşıyor gibi görünse de, bence aslında kendinden nefret ediyor ve kendiyle savaşıyor. Psikolojik olarak bu gayet sık görülebilen bir şey. Ama Lee tam anlamıyla kendine âşık. Gyujin’i kale almaması bile bunu ispatlıyor. Karakter olarak Lee'den nefret ettim yahu. Elime geçirsem bir kaşık suda boğabilirim, o derece yani. Bu nasıl bir egoizmdir yahu? :D
    Gyujin aslında kendinden nefret ediyorsa (bu benim varsayımım tabi tamamen) ve Lee de şekil 1.1’deki gibi kendini üstün görüyorsa ikisi içinde narsis kavramını kullanabilmek mümkün. Ve narsisler bir hikâye için muhteşem malzeme oluştururlar!^^hahah
    Jae Shi ve Shin Dae’in daha ön plana çıkmasını temenni ederek yorumumu sonlandırıyorum.

    Not: Zaten favori karakterimi de Gyujin olarak seçmiştim. Şimdi düşmanım da belli oldu! :D
    Kâbusun olmaya geliyorum Lee! :P
    Not 2: Her yorumunuzla bir role bürünüyorsunuz demişsiniz. Hikâyenin sonunda falan Lee ölecekse ben onu öldüren seri katil olabilir miyim?^^hahah

    YanıtlaSil
  19. GyuJin haksız değilmiş ama Lee'de bir havalar bir havalar. :D Kore'ye seksilik mi fuu. Rain'i geç çingu. :D Yanına HyunA veya Gain koyarsın bence sen. Trouble Maker'ın pabucunu da dama attırırsın da bir bakmışsın kapında netizenler. :D Ellerine sağlık çingu devamını bekliyoruz. :P

    YanıtlaSil
  20. Diğerlerinin aksine ben "bad boy"ları çok severim, o yüzden Lee, favorimsin. :P Gyujin de iyi çocuk olabilir fakat hayatını başkalarının hayatlarını çalmak üzerine kuran insanları biraz zavallı buluyorum açıkçası. Bu yüzden "Fuck Yeah Lee" Ayrıca Neobi'nin dediği gibi birkaç imla hatası dışında ben çok beğendim, kalemine sağlık. :')

    YanıtlaSil
  21. Diğer karakterlerin gözünden Lee biraz pasif ve güçsüz görünüyordu ama hikayenin güzelliğide bu sanırım aynı olayı farklı pencerelerden bakabilmek. Şimdi ise Lee gözümde diğerlerinden daha güçlü ve adımlarını daha sağlam basan bir karakter. Şimdilik ben Lee'ye daha yakınım ama ilerleyen bölümler ne gösterir bilemem:)

    Sırası gelmişken toplu bir yorum yapayım, öncelikle bütün yazarları ayrı ayrı kutluyorum hepside bir bütün olarak şahane bir hikaye örgüsü çıkarmışlar. Bende ikinci hikayemde bu tarz bir yöntem denemiştim aynı olayı farklı kişilerin gözünden yansıtmıştım. Ama farklı pencerelerde olsa bir süre sonra rutin bir havaya bürünüyordu olaylar. Burda ise yazarlar farklı olduğu için karakterlerin güç dengeside farklı olmuş, sanırım işin en güzel tarafı da bu. ayrıca küçük kapılar bırakarak olayları birbirinize paslamanızıda çook sevdim. Hem yazan kişi için hemde bizim için çok zevkli bir durum:)

    Ve Lee zaten kalemine güveniyordum yine beni hayal kırıklığına uğratmadın. Duygu geçişlerin çok iyi, zati üç bülümdür Lee karakterine olan negatifliğimi alıp götürdün;) Müsadenizle okumaya devam ediyorum hepinizin eline sağlık...

    YanıtlaSil