Pages

30 Nisan 2013 Salı

[9. Bölüm] - Çöpe Dökülmesi Gereken Yahni



 Tam kırk altı dakika geçti... Yahni Çocuk'un üzerine Afrika steplerindeki vahşi bir aslan gibi atlamamın, ellerimin altındaki korkmuş yüzünden gözlerini çıkarıp kulağıma küpe yapma düşüncemi gerçekleştirme ramak kalmasının üzerinden tam kırk altı dakika geçti. Yelkovanın bir kerecik daha tereddütle kıpırdadığı hiçbir karakteri olmayan duvar saatine diktim gözlerimi. Kırk yedinci dakika da doldu... O zaman ben neden hala sakin değilim?!

 Karşımdaki yatakta koridordaki patırtıdan beri karantinaya almışçasına beni izleyen 5 numara -gerçi bir ara ortalıktan kaybolmuştu ama kimin umrunda ki?- sessizliği bozmanın bir yolunu arayarak huzursuzca kıpırdandı yerinde. Zavallı kızı birazcık ürktümüştüm sanırım. Tamam, oturuşundaki gerginliğe bakınca belki birazcıktan fazla...

"O çocuğu... Gyujin'i tanıyorsun galiba."

 Sonunda ince bir sesle konuşmaya karar vermiş olan Shi Dae'ye baktım. Ah hayır tabi ki tanımıyorum, sadece bizim oralarda yeni birini gördüğümüzde el sıkışmak yerine üzerine atlayıp saçlarını yolarız da... 

"Bir kaç defa kendisiyle karşılaşma talihsizliğini yaşamak zorunda kaldım diyebilirim."

 Birden gözleri ışıldayan Shi Dae kelimelerim arasında istediklerini seçip "talihsizliği" boş verdi ve "karşılaşma"ya odaklandı:

"Karşılaştınız demek! İyi birine benziyor değil mi?"

 İyi mi?!! Az önce yudumladığın suyun içinde ne vardı 5 Numara? Gözlerindeki umut dolu ışıltıya, yanaklarına hafifçe yayılmaya başlamış kızarıklığa tekrar göz attım ve belki de böyle saçma şeyler söylemesine neden olan şeyin içtiği suyun içinde barınması muhtemel parazitler değil de aptalca, kızsal bir duygu olduğunu düşünmeye başladım... Gerçekten olabilir miydi? Ama arkadan romantik müziğin verilmesiyle gözlere odaklanılarak saatler harcanan vıcık vıcık bir romantik dramada yaşamıyorduk ki biz! Yok canım... Sesindeki heyacanın sebebi kulaklarımın hala öfkeden uğulduyor olmasıydı herhalde.Yanaklarındaki kızarıklık da... Eh, bugün hava gayet sıcaktı, değil mi? Hayır hayır, mecburi oda arkadaşım 5 Numara'nın gelecekteki ezeli düşmanım Yahni Çocuk'la bir alakası ola-

"İyi biri gibi... değil mi?" 

 Cevabımı duymak için biraz daha öne eğilip bana yaklaşan Shin Dae'ye düşüncelerimi böldüğü için minnet duydum o anda. Çünkü pek de istediğim yönde ilerlediklerini söyleyemezdim açıkçası... Ayağa kalktım ve yüzüme biraz su çarpıp kendime gelmek için banyoya doğru ilerlerken sorusunu cevapladım:

"Evet... O kadar iyi biri ki gidip şu anda boynuna atılmak, ona sıkıca sarılmak falan istiyorum. Ta ki o çok iyi çocuk sevgimin içinde boğuluncaya kadar..."

**********
 Baş ucumdaki gece lambasını yavaşça yaktım ve yanımdaki yatakta uyumakta olan oda arkadaşımın yüzüne baktım. Birden açılan ışık kaşlarını çatmasına neden olsa da anlamadığım bir şeyler mırıldanarak öbür tarafa döndü ve rüyalarına kaldığı yerden devam etti Shin Dae. Zavallıcık bugün cidden yorulmuş olmalıydı, üstüne  dansı bir türlü becerememesinin ve kapının önünde yaşanan olayın stresi de eklenince... Eh, bu durumun beni üzdüğünü söyleyemezdim. 

 Hemen yatağımdan kalktım, bavulumun yanına gidip üzerime düz kesim bir kot, beyaz askılı bir tshirt geçirdim ve hepsinin üzerine siyah, fermuarlı bir hoodie giydim. Gayet sıradan, gayet fark edilmez... Yani tam istediğim gibi. 

 Bavulun içinden son olarak beyaz spor ayakkabılarımı da alıp cüzdanımı hoodiemin cebine attıktan sonra bir kez daha 5 Numaraya göz attım. Sonradan ısrarları ve mızıldanmaları fena halde başımı ağrıttığı için ona malum şahsı nereden tanıdığımı anlatmıştım kıza. O da Yahni Çoçuk'u çaresizce bana savunmuştu: "Ama uçakta olan sadece bir kazaymış! Hem metroda da özür dilemiş sonuçta...", "Bence buraya geldiğinde sadece sana şaka yapmak istedi. Benimle de dalga geçmişti. Bu onun arkadaşlarına davranış şekli olmalı..." Eh, en azından bu ikisi elemeleri kaybettiklerinde birbirlerinin kollarında ağlayabilirlerdi, değil mi?

 Yavaşça kapıdan süzülüp koridora çıkarken kendi kendime gülümsedim. Evren bana sağır, kör ve dilsiz bir oda arkadaşı vermemiş olabilirdi ama tavuk misali erken yatıp, yaptığım onca gürültüye rağmen bebekler gibi uyuyan bir tane göndermişti. Kimsenin bilmemesi gereken ufak gezilerime faydalı olacak bir tane.

*************
 Kapşonumu başıma geçirdim ve lobiyi çok da dikkat çekmeyeye çalışarak geçmeye çalıştım. Ortalıkta pek insan yoktu -danışmada neredeyse uyumak üzere olan bir görevli, bir köşeye konmuş içecek makinasının başında iki genç, koltuklara yayılmış sohbet edip kaynaşma çabalarına girmiş bir başka grup- ve bu durum herkesi daha da fark edilir bir hale getiriyordu. Sadece otelin kapısından adım atabilsem...

"İyi geceler."

 Lanet! Önümde durup yolumu kesmiş olan siyah ayakkabıların sahibine toslamaktan son anda yırtıp başımı yukarı kaldırdım. Eğer gene sensen var ya...

 Ama hayır, önümde duran kişi Yahni Çocuk değildi. Ondan daha uzun, daha yapılıydı ve erkeksi yüzünde sırıtan şey ışıl ışıl gülümsemesi değil de bütün lobiyi dolduracak kadar büyükmüş gibi görünen egosuydu sanki. Bir yerlerden tanıdık geliyordu ama, bir türlü emin olamıyordum. Nerede görmüştüm ben bu çocuğu? Ben onu nereden tanıdığımı çıkarmaya çalışırken arkaya doğru küçük bir adım atıp aramızdaki mesafeyi daha uygar bir hale getirdi ve elini uzattı:

"Merhaba, ben Lee Wiu. Sen de Jae Shi olmalısın."

 Başımla onaylayıp refleks olarak elini sıkacakken geri çekildim:

"Adımı nereden biliyorsun?"

 Kendini beğenmiş bir şekilde gülümsedi ve cevap verdi:

"Seni koridorda Gyujin isimli gereksiz insanla... Nasıl ifade etsem... ufak bir tartışma içerisindeyken gördüm ve yetkililere kim olduğunu sordum. Onlar da o hengamede bana ismini söylemek yerine direkt dosyanı verdiler."

"Dosyamı mı?! Neden sana dosyamı teslim ediyorlar ki?!"

 Biraz önceki uygar davranışlarını unutup kolunu omzuma atarak beni lobideki koltuklara doğru sürüklerken konuşmasına sinir bozucu derecede ukala bir sesle devam etti:

"Ben elemeye katılan bütün bu adaylar arasında... Birazcık daha farklı bir yere sahibim diyebiliriz. Demek Gyujin'den nefret ediyorsun Jae Shi. Ne dersin, bir şeyler içerken bunun hakkında konuşalım mı?"

 Bu çocuktan hoşlanmamıştım. Hem de hiç hoşlanmamıştım. Kendini beğenmişliğinde insanı geren bir şey vardı; gülümsemesi ne kadar güzel olursa olsun arkasında bir soğukluk yatıyordu; gözlerine neredeyse hiç ulaşmamasından anlayabiliyordunuz bunu. Uzak durulması gereken biri olduğundan neredeyse emindim. Ama gene de...

"Gyu Jin'den nefret ettiğimi de nereden çıkardın?" 

 Bir anlığına yüzündeki ben-her-şeyi-bilirim bakışı dağılıp yerini şaşkınlığa bıraktı. Ama sonra hemen kendini toparlayıp elemeleri geçerse çoğu fana "Oppa moşşittaaa!!" diye çığlıklar attıracak hafif gülümsemesine geri döndü:

"Koridorda üzerine atladığında pek de varlığına bayılıyormuş gibi görünmüyordun ama..."

"O mu? Bilirsin, insanlar sevgilerini farklı şekillerde gösterir. Ben sadece kötü bir davranışta bulunmuş bir arkadaşa dersini veriyordum. Oysa millet bizim ne kadar yakın olduğumuzu bilmediğinden olayı yanlış anlayıp büyük bir tepki verdi."

 Masum masum gülümseyip omuzlarımı silktim ve Lee'nin bir an için bu konuşmaya nasıl devam edeceğini bilememesinin tadını çıkardım. Tam ağzını açmaya karar vermişken lafı ağzına tıkama şansını da kaçırmadım tabi:

"Peki ya sen? Sen Gyujin'den nefret mi ediyorsun? Yoksa ikimizin ona karşı birleşmesini falan mı isteyecektin benden? Ash'e karşı savaşan Roket Takımı gibi bir şey mi olacaktık?"

 Attığım kahkahayla beraber surat ifadesi biraz karardı ama konuştuğunda sesi hala o baştan çıkarıcı vurdumduymaz havayı taşıyordu:

"Ben onu nefret edecek kadar bile umursamıyorum. Yani hayır Jae Shi, sadece sana da onun gibi önemsiz birine aldırıp kendini üzmemeni söyleyecektim. Zaten nasıl olsa elenip gidecek. Oysa senin gibi birinin burada kalacağını ikimiz de biliyoruz."

 "Öyle mi? Öncelikle böyle düşündüğün için teşekkür ederim, senin gibi üst düzey -gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum- birinden bunu duymak çok hoş. Ama gördüğün gibi teselli edilmeye ihtiyacım yok. O zaman... Ben artık gideyim."

 Arkamı dönüp uzaklaşmaya çalışırken kolumdan tutarak beni durdurdu:

"Dur! Gecenin bu saatinde nereye gidiyorsun? Kaybolacaksın."

 İyi de bundan sana ne? Gene de gülümseyip kibarca kolumu kurtardım:

"Merak etme sadece otelin çevresinde bir gece yürüyüşü yapacağım." Yavaşça iç çekerek devam ettim: "Arkadaşım Gyujin'den nasıl özür dileceğimi bulmam lazım da..."

 Kapıdan çıkarken Lee'nin gözlerini hala üzerimde hissediyordum ama dönüp arkama bakmadım. Yahni Çocuk ile nereden tanışıyorsun ve neden ondan nefret ediyorsun bilmiyorum, Lee. Ama onu canından bezdirecek olan insan benim o yüzden sahneyi boşaltıp rol çalmasan iyi olur...

*****************
 "Nerede bu yer... Nerede bu yer..."

 Telefonumun ekranındaki ufak krokiye bakıp mekan isimlerini çözmeye çalışırken küfretmemek için kendimi zor tutuyordum. Taksiden inip Hongdae'ye varalı neredeyse bir saat olmuştu ama hala gitmek istediğim yeri bulamamıştım. İnsanlara sormaya da çekiniyordum çünkü herkes biraz... çakırkeyif görünüyordu. Lee'nin sesi kafamda bir kere daha yankılandı: Kaybolacaksın... Kendini beğenmiş bir rezil olabilirdi ama hakkını vermem lazım, ön görüsü yüksek biriydi şu Lee Wiu.

 Başımı kaldırıp kalabalık sokağın iki yanına sıralanmış içlerinden gürültülü müziklerin taştığı mekanlara yeniden göz gezdirdim. Aradığım ismi bir türlü göremiyordum, belki de başka bir sokaktaydı. Ben oraya varana kadar konser çoktan bitmiş olacaktı!!

 İnternette daha önce baktığım fotoğrafları hatırlamaya çalıştım. Daha ara sokaklarda bir yer olmalıydı, daha karanlık bir yerlerde... Sanki böyle...

 Bir ara sokağa dalıp karşımda ışıldayan tabelayı gördüğümde havaya zıplayıp deliler gibi tepinme isteğimin önüne geçmek için bütün gücümü kullanmam gerekti. Gene de sevinç çığlığıma engel olamadım. Sonunda bulmuştum. Sonunda istediğim artistleri kendi sahnelerinde-

 Sokağın bir köşesindeki çöp tenekelerinden biri aniden devrilince cüzdanımdan giriş parasını çıkarmaktan vazgeçip o tarafa doğru döndüm ve ne yapacağını bilemezmiş gibi bana bakan, oldukça yakından tanıdığım birisini gördüm. İşte şimdi işim bitmişti.

 Karşımdaki kişiden nasıl kurtulacağım konusunda kafa patlatırken bir anlığına ikimiz de boş boş baktık birbirimize... Sonunda hayatımızın sonuna kadar burada bu şekilde kalabilme ihtimalimiz beni korkuttuğundan konuştum:

"Ecelini kaybettin de onu mu arıyordun Yahni Çocuk?"

8 yorum:

  1. Hey Allah'ım yine Gyujin yine Gyujin :D Nasıl bir rastlantılar dizisidir bu, cidden bir Kore hikayesine dönmeye başladı. :D
    Ama iyi oldu böyle, Hello Kitty Lee'ye pas vermedi. XD "Ash'e karşı savaşan Roket Takımı" kısmına bir kahkaha patlattım ki... Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Ne istiyorsunuz Lee Wiu'dan XD Neden herkes serseri, yakışıklı, kötü çocuk Gyujin'i seviyor asjfhkfk Neyse tamam tamam sustum XD Şaka bir yana hikayeye bayılıyor ve keyifle okuyorum.Uzun verilen aradan sonra cidden peşpeşe gelen bölümler güzel geldi. Arayı uzatmayın lütfeen.Lee Wiu yılma fighting asjhfhfkhf Bu arada Jae Shi huysuzluğun bile keyifli XD Ellerine, hayalgücüne, klavyene sağlık XD

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hep bu hikayede daha yakışıklı olanın Lee olduğunu düşünmüştüm nedense. :D Adam narsist dostum. Tahammül edilmiyor :D

      Sil
    2. Alla allaaa neden leeyi tutuyorsun sen şimdi? ! Kötü o kötü! Roket takımının James'i o afsghdkdnsnsk

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  4. Sonunda Lee denen karakteri adam gibi tanıdım sanırım. Bende fazlasıyla... havada kalmıştı. Hareketleri kurgulanmıştı hep, özentiydi hatta. Nasıl deseeeem??? Sanki en havalısı budur diye kafasında çizdiği bir taslak vardı da ona uymak için kendini kasıyor ve itici oluyor gibiydi. Bu bölüm anladım ki onun ruhu kötüymüş asdfghj Jessy'nin Lee ile ittifak kurmaması ve bir şekilde Gyujin'i "kendi baş belası" olarak bellemesi ise en şukelası :P
    Jessy'nin bölümü acayip keyifliydi. Kendisinin kaç tane olduğundan tam emin olamadığım yüzlerinin her biri ayrı eğlendiriyor beni. Gyujin'e karşı Jessy, Hello Kittyli şekerleme Jessy, underground sevdalısı kaçak Jessy... Gyujin demişken Shin Dae'nin bölümünü çok felaket merak ediyorum. Umarım en hızlısından o da gelir. Bölümlerin arasını açmamamanız ve şu anda olduğu gibi devam etmeniz dileğiyle exo exo

    YanıtlaSil
  5. ahh evet Gyujin kesinlikle eceline susamış,belasını arıyor :D

    YanıtlaSil