Pages

6 Mayıs 2013 Pazartesi

[12. Bölüm 1/2] - Başımı Belaya Sokma Konusunda Usta Sayılırım



Öndeki aracı takip etmesini söylediğimden beri aynadan beni gözetleyen taksi şoförüne parayı uzattım ve üstünü vermesini beklemeden aceleyle arabadan indim.

Klişeleşmiş cümlem üzerine yaşlı adam "Amerikalı mısın?" diye sormuş, sonra Seattle'daki akrabalarından bahsetmeye başlamış, Jay Park'ın bir zamanlar ablasının komşusu olduğunu söylerken başını onaylamaz bir tavırla sağa sola sallamıştı. Amerikalı olduğum yanılgısını düzeltmeden sadece kafamı sallayarak her sözüne onay vermem sonrasında da muhabbet etmeye pek hevesli olmadığım mesajını -sonunda- almış ve işine dönmüştü.

Hello Kitty'nin taksiden indiği yer olan metro çıkışında yazan ismi okuyup Hongdae'de olduğumuzu  anladım. Gençlerin uğrak mekanı olan Hongdae'nin, turistlerin ucuz yollu eğlencesi, Amerikalı askerlerin Amerikan Üssü'nün bulunduğu İtaewon'dan sonra en çok uğradıkları semt, yeni yetme modacıların Mekke'si olduğunu Türkiye'deyken her bir sayfasını defalarca okuduğum rehberden biliyordum. Peki Hello Kitty burada ne karıştırıyordu? Küçük butiklerin gece yarılarına kadar açık olduğunu biliyordum, ancak özel tasarım bir Hello Kitty'li etek almak için biraz saçma bir zaman değil miydi bu?

Görülmek istemezmiş gibi telaşla yürümesini birkaç metre geriden takip ederken bir yandan da sarhoş insanlara çarpmamaya çalışmak zorunda kaldım. Sağda solda dükkan önlerine, merdivenlere oturmuş içkilerini içen genç erkekler Hello Kitty'yi meraklı gözlerle süzüyorlardı. Önlerinden geçip gitmeden önce hayranlıkla karışık hayretle yüzüne bakıyorlar, hemen arkasından bakışlarını daha aşağıya -kalçalarının olduğu bölgeye- indirip yılışık gülümsemeleri ile birbirlerini dürtüyorlardı. Dikkat çekmemek için özenle seçilmiş gibi duran aşırı sıradan kıyafetlerin içinde nasıl olup da bu kadar ilgi çekebildiğini bir türlü anlayamasam da, insanların tavırları beni rahatsız etmeye başlamıştı. Ancak Hello Kitty bu bakışların farkında değilmiş gibi son sürat yürümeye devam ediyordu.

Vitrinini kız güzeli bir erkeğin devasa boyutta resimlerinin süslediği The Face Shop isimli kozmetik mağazasının önünden üçüncü defa geçişimizde omuzuma çarpan delikanlılardan birinin "Latin Amerikalı bence. Böyle yuvarlak kalçalar başka nerede?" sorusunu takip eden kahkahalar yüzünden geri dönüp kavga çıkarma içgüdüme karşı koymak zorunda kaldım. Hello Kitty'yi gözden kaybetme riskim olmasaydı bir Türk kızının vücudu hakkında konuşurken salyalarını toplamaları gerektiğini öğretebilirdim o çocuklara. 

Sinirim ve uzun süreli yürüyüşümüz yüzünden nefes nefese kalmışken Hello Kitty aniden ara sokaklardan birine daldı. Hemen arkasından ben de tabii... Sokağın ortasında öylece kalakalması ve ufak bir çığlık koyvermesinin arkasından telaşla tepesinde kırmızı neon harflerle V-Hall yazan kapıya doğru yönelmesini izledim. Olduğum yerde durmam neler olduğunu görebilmem için şimdilik yeterliydi. Duvara iyice yanaşıp karanlıklar içine saklandıktan sonra nefesimi düzenleyip olacakları beklemeye başladım. 

Ancak Hello Kitty siyah hoodiesinin cebine elini soktuğunda gölgesine sığındığım kirli duvardan bir ses geldi. 

"Benlen-hık- kade-attırıve-be-yan-hık"
"Ha?! Kim var orada? Göster kendini? Kimsin dedim?!"
"Benimle bir kadeh hık attırsana be yanki."

Duvarın dibine çökmüş pislik içerisindeki bir evsiz yavaş yavaş doğrulurken Hello Kitty tamamen aklımdan çıkmış, tek derdim adamın dokunuşlarından ve bir kibrit çakışı ile havaya uçmasına sebep olacakmış gibi kokan nefesinden kaçınmak olmuştu. 

"Arkadaşımı belediyeden görevliler geldi, götürdü. Tek başına keyfi çıkmıyor bu meredin hık."

Hıçkırıkları ile yer yer bölünen gevrek konuşmasının sonlara doğru boğuklaşması ve yüzünün şeklinin değişmesi hayra alamet değilmiş gibi göründü gözüme.

"Bence bu gecelik yeterince içmişsiniz bayım. Hem bana pek iyi görünmediniz. Yani... Doğal rastalı saçlarınız, petrole bulanmış gibi duran kıyafetleriniz, yer yer kahverengileşmiş gri dişleriniz ve içindeki kim bilir hangi evcil hayvanları barındıran tırnaklarınız haricinde diyorum... Pek iyi görünmüyorsunuz."
"Ben iyiyöööğğğ--"


***

"Ecelini kaybettin de onu mu arıyordun Yahni Çocuk?"

Son derece kötü kokan sarhoş herif tam önümde kusarken kaçmaya çalışmış, yoluma çıkan çöp tenekesine çarpıp gürültüyle devirmiş ve Hello Kitty'ye yakalanmıştım. Yakalanmanın şokuyla olduğum yere çivilenince de adamın turuncuyla kırmızı arası kusmuğunun hedefi olarak bir taşla iki kuş vurmuştum. Ancak o anda heba olup giden -Amerika'dan getirttiğim- ultra pahalı Air Jordan'larıma üzülmek ikinci plandaydı. Öncelikle Hello Kitty'nin sorusunu savuşturmak zorundaydım. Öte yandan aklıma hiçbir şey gelmiyordu...


***

Bana doğru bir adım atarken tek eliyle kapüşonunu indirip gözlerine yaptığı koyu makyajı ortaya çıkardı. Normalde -kıvrımlı bir eyeliner ile desteklenmiş- aklıma türlü düşüncelerin hücum etmesine sebep olacak kadar seksi görünen gözleri, içinde bulunduğumuz olağanüstü hal sebebiyle korkudan bacaklarımın titremesine sebep oldu. Ve bu da mantıklı bir bahane bulmamı daha da zor hale getirdi. 

"Sana soruyorum! Ne işin var burada? Yine beni mi takip ediyorsun?"

Sorularını sıralarken adım adım yaklaşması zamanın daha hızlı akmasına ve aklımın iyice bulanmasına sebep oluyordu.

Sadece gerçeği mi söylesem? Gerçeği söylemek her zaman en iyi seçenektir. "Aa, aslında ben... Oda arkadaşımı zor bir durumda bıraktığım için vicdan azabına bağlı insomia yaşadım. Sonra oda arkadaşının bana bıraktığı not yüzünden belki onunla karşılaşırım diye otelde sinsi sinsi dolaşmaya çıktım. Bir de ne göreyim? Sen ve o lanet olası Lee fısır fısır konuşuyorsunuz! Üstelik gayet samimi bir şekilde... Orada, büyük bambu ağacının arkasında saklanır, ne haltlar karıştırdığınızı merak ederken senin yılan gibi kapıdan dışarı süzüldüğünü gördüm ve merakıma yenilip peşinden geldim."

Ben bunları düşünürken Hello Kitty çoktan burnumdan bir karış uzağa düşecek kadar yakınıma gelmiş, gözlerini kocaman açmış, yüzündeki o korkutucu ifadeyle cevabımı duymak için bana son saniyelerimi verdiğini belli ediyordu. 

"Seni takip ettiğimi de nereden çıkardın? Hem ne demek 'yine'?"
"Daha birkaç saat önce zorba bir aşık gibi kapıma dayandığını hatırlatırım sana!"
"Kişiliğimle hiç örtüşmeyecek zorba tanımını bir kenara bırakırsak... Aşık mı? Ben... Sana?" sorumu kocaman ve hiç de içten olmayan bir kahkaha ile süsleyerek zaman kazanmaya çalıştım. Hello Kitty iyice sinirlenmiş görünüyordu. Belki yine şuracıkta üzerime atlardı da ben de onu takip ettiğimi itiraf etmek zorunda kalmazdım.

"Eh en azından yerini biliyorsun. Senin gibi bir salağın benim seviyemde birine aşık olması hadsizlikten başka bir şey olmazdı!"
"Business Class'ında uçtuğum uçağın 'kıç tarafında' seyahat eden birinin seviye farkından bahsetmesi ne kadar enteresan?"
"İki kuruş fazla para verdin diye kendini adam mı sandın be?!"
"Kitty, Kitty, Kitty... İçindeki mahalle karısını bir an olsun saklayamaz mısın sen?"
"Sen kime mahalle karısı diyorsun be?!"
"Aslında tam olarak mahalle karısı değil, 'içindeki mahalle karısı" demiş---"

Ağız dalaşımız Hello Kitty'nin çalan telefonu ile yarıda kesildi. Aslında buna şükretmeliydim. Onu daha ne kadar oyalayabilirdim bilmiyorum. Karşımda burnundan soluyan kız telefonu kulağına götürürken az önceki soruyu unutturacak kadar önemli bir çağrı olması için içimden dua ettim.

"Alo? Evet benim. Ah, uyku tutmamıştı da... Tansiyon mu? Ben... Ben gayet iyiyim, gerek yok. Ee... Tamam o zaman spadan çıktıktan sonra hemen gelirim. Gerçekten gerek yoktu aslında... Alo?..."

Telefonu kapatırken yüzü allak bullak olmuştu. Kimin aradığını bilmiyordum ama hayatımı kurtardığı için o isimsiz yabancıya minnettardım. Yakayı sıyırdığımı anlamanın verdiği ilk sevinç geçince donup kalmış olan Hello Kitty'nin boşluğa dikilmiş olan gözlerinin önünde elimi sabırsızca bir iki defa salladım.

"Hey! Kimdi o arayan? Önemli bir şey mi?"

Kafasını iki yana salladıktan sonra uzun süredir kırpmadığı gözlerini birkaç saniyeliğine kapalı tuttu ve

"Otele dönmem lazım. Hemen." dedi.


***

Ben kalabalık Hongdae gecesinde boş bir taksi bulabilmek için çırpınırken yanımda dakikalar boyunca sessizce bekledi. Arada kaçamak bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalışmamı da görmezden geldi. Normalde benimle aynı havayı solumaktan bile ölümüne nefret ettiğinden emin olmama rağmen, neden hala üzerime atlayıp kalan saçlarımı da yolmadığını anlamak benim için imkansızdı.

Zor da olsa bir taksi buldum ve yüzünde hala küskün bir ifade olan Hello Kitty'ye kapıyı açtım. Yüzüme hiç bakmadan arka koltuğa oturup biraz yana kaydı. Bir an için yanına oturmayı aklımdan geçirsem de, berbat ruh halinin geçeceği tutar da yine pençelerini kafa derime geçirir diye korktuğumdan vazgeçip şoförün yanına kuruldum. 


***

Kaldığımız otelin bulunduğu sokağın başına geldiğimizde yol boyunca ağzını bıçak açmamış olan Hello Kitty'nin "Burada ineceğim." diyesi tuttu. Araba sağa yanaşıp durur durmaz kapıyı açtığı gibi varlığımı unutmuşçasına, bir an tereddüt etmeden dışarı fırladı. Gece boyunca onlarca erkeğin arkasından yiyecekmiş gibi bakmasına şahit olduktan sonra tek başına yürümesine müsaade edemeyeceğim için taksicinin parasını ödeyip ben de arkasından indim. 

Hello Kitty'yi beni Hongdae'nin arka sokaklarında öldürmekten alıkoyacak kadar büyük hayal kırıklığı yaratan telefonun içeriğini merak ederken, bir yandan da simsiyah hoodiesinin kalçasının tam üstünde yaptığı kıvrımın adımlarıyla birlikte hareketini izleyip, kafamın içerisinde olası senaryolar üretmeye çalıştım. Başı belaya mı girmişti? Sanmam... Bu kadar sakin olamazdı. Daha çok elinden pembe kediciği alınmş bir kız çocuğunun ruh halindeydi. İyi ama neden?

Sormadan öğrenemezdim...

"Kimdi arayan?"

Duymamazlıktan mı geldi, yoksa gerçekten mi duymadı bilmiyorum, ama hiç tepki vermeden yürümeye devam etti. Ancak o kadar kolay pes etmeyecektim. Merakımdan ziyade, görmezden gelindiğim için iyiden iyiye kırılan onurum buna izin vermezdi. Gün içerisinde iki defa kendisi tarafından darp edilmemden bahsetmiyorum bile.

Adımlarımı hızlandırıp otelin kapısına varmışken onu kolundan yakaladım ve sorumu yineledim;

"Kimdi arayan?"
"Ne araması?"
"Hongdae'deyken... Kim aradı seni?"
"Seni ilgilendirmez. Çek şu elini, içeri girmem lazım."
"Beni görmezden gelme!"
"Sen de seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokma! Ayrıca bugün beni takip ettiğini unutmuş değilim! Hesabını ayrıca soracağım. Şimdi acelem ,var senin gibi bir sefilin cevaplarıyla vakit kaybedemem."

Yüzünde tiksinti dolu ifade ile kolunu elimden kurtarmaya çalıştı. Bu kız canımı iyice sıkmaya başlamıştı. Daha önceki hareketlerine ses çıkarmamış olabilirdim ama...

"Benim gibi bir sefilin makyajsız fotoğrafına sahip olduğunu ve Hongdae'nin arka sokaklarında kim bilir ne haltlar karıştırmak üzere olduğuna şahitlik ettiğini unutuyorsun galiba!"
"O fotoğrafı sileceksin ve bu geceki olaydan kimseye bahsetmeyeceksin!"
Ona doğru bir adım attım; "Aksi halde ne yaparsın? Yine bana saldırır mısın? Hem de otelin kapısının önünde. Lobide pineklemekte olan gececilerin buraya ulaşması kaç saniye sürerdi sence? Yeni fotoğraflar vermek ister miydin merak ediyorum. Hem de bu pespaye halinle?"
"Halimde pespaye olan hiçbir şey yok. Ben sadece..."
"Oda arkadaşından mı ödünç aldın bunları? Üzerinde pembe olmayan bir şeyler görebileceğim asla aklıma gelmezdi."

Yüzündeki ne diyeceğini bilemez ifadeden doğru yolda olduğumu anladım. Belki biraz daha üstüne gidersem onu ağlatabilir, birkaç saat önce kafamla ilişkisini kesmek zorunda kalan bir tutam saçımın intikamını alabilirdim. Hoodiesinin fermuarını tutup biraz aşağı indirerek konuşmaya devam ettim. Hello Kitty ne yaptığımı anlamaya çalışırcasına bir elime bir yüzüme bakıp duruyordu.

"Gerçekten senin tarzın gibi durmuyorlar. Bir renk, bir parıltı, bir kedicik, gökkuşağı... Neresine bakarsam bakayım bir 'limited edition' pembelik göremiyorum. Yoksa dışarıdan bakıldığında görülemeyecek parçalar mı sınırlı üretim?"

Boynunun aşağısında bir yerlere bakarak yaptığım ima suratımın ortasına yediğim bir tokatla karşılık buldu. Elim hala fermuarında öylece kalmıştım. Yanağıma özenle nakşettiği tokatın sesine insanların toplanmaya başladığını fark edince Hello Kitty hoodiesini elimden kurtarıp aceleyle otele girdi. Koridorda ettiğimiz kavga sonrasında beni azarlayan şapkalı görevliyi görünce onu takip edip, içeri girmekten başka çarem kalmamıştı. Adam gözlerinden ateşler saçarak birilerine bizi ayak altından kaldırmalarını emretti. Eve dönüş biletimin tarihinin kesinleştiğini artık anlamıştım. Yanağımda az önce tokat yediğim bölge hala yanıyordu ama... Kimin umurunda...

***

Düşüncelerimin içinde boğulmaya bir an ara verdiğimde otelin en üst katında açık alanda olduğumu,  ve büyük ihtimalle uzun bir süredir, oldukça endişeli görünen 5 numaranın soran gözlerinin hedefinde bulunduğumu fark ettim. 

"Tamam, bir daha sormayacağım."

Neyi sormayacağını anlayamadım. Merak da etmiyordum. Orada öylece saatlerce oturduk. 5 numaranın neden yatağına dönmediğini bilmiyordum, ama varlığı berbat gecemi daha katlanılır kılıyordu. Ara sıra dizlerinin biraz aşağısında biten mavi geceliğinin hafif esen rüzgarla dalgalanmasını izlemek beni sakinleştiriyordu. İnce ayak bileklerini sallayışı... Saçlarından burnuma ulaşan şampuan kokusu... Orada olduğu için minnettardım.


***

Güneş doğarken ona bütün gecesini sıcak yatağında dinlenerek geçirmek yerine benimle hiçbir şey yapmadan oturduğu için teşekkür etmem gerektiği hissi iyice kuvvetlenmişti. Ancak söze nasıl başlayacağımı bilemiyordum. "Sadece 'teşekkür ederim' de" dedi içimden bir ses. Neden bilmiyorum, o sesin doğru söylediğini düşündüm. Beni anlaması için çok fazla kelimeye ihtiyacım yok gibiydi...

Minnettarlığımı belirten o iki kelimeyi söylemek için başımı çevirdiğimde sabahın ilk ışıklarını yüzüne çok yakışan küçük bir gülümseme ile karşıladığını gördüm. Sandığımın aksine, sıkılmış ya da gecesini boşa harcamış gibi görünmüyordu. Daha çok... Eski bir arkadaşla berabermiş gibi huzurluydu. 
Yüzünü incelerken teşekkürümü geciktirdiğimin farkında olsam da, devam ettim. Gözlerimi biçimli burnundan, hafif rüzgarla uçuşan saçlarına kaydırdım. 'Biraz daha uzun olsalardı keşke.' diye geçirdim içimden. Sonra boynuna baktım... Bembeyaz boynuna... Atan nabzını gördüm, bir süre orada takılı kaldım. Üşümüş omuzlarının pürüzsüzlüğüne şaşırdım... Ve biraz daha aşağı indirdim bakışlarımı.

5 numara geceliğinin içine sütyen giyinmemişti!!! Bir an fazla gürültüyle yutkundum ve kocaman bir 'gurt' sesinin kulaklarıma ulaştığını dehşetle fark ettim. Yanımda her şeyden habersiz gülümseyerek oturan kız bir şeylerin ters gittiğini hissetmişçesine bana dönünce iyice ne yapacağımı bilemez hale geldim ve yüzüme hücum eden kırmızılığı görmemesi için aceleyle -hiçbir şey söylemeden- kalkıp gittim.

_________________________________________________________________



5 yorum:

  1. bence gyujin in kitty de gözü var haha :D benim gözümde bu hikayenin ideal çifti gyujin-hello kitty ama bir insan bu kadar mı gıcık olur sayın gyujin hem suçlu hem güçlü dediğimiz cinsten bir karakter gerçi lee ve jae shi nin de ondan aşağı kalır yanı yok bu üç sinsi ve hırslı karakterin yanında shin dae nin masum havaları da beni sinir ediyor hikayenin tek iyi(gibi görünen) kişisinden nefret ediyorum resmen :b yine çok güzel bir bölüm olmuş eline sağlık 2. partı sabırsızlıkla bekliyoruz gyujin sshii :D

    YanıtlaSil
  2. Gyujin Hello Kitty'den hoşlanıyor gibi görünüyor. İkisi daha çok birbirinden nefret eden ama aynı zaman da birbirlerine, kendilerinin bile farkında olmadığı, özel duygular besleyen başrol karakterler gibiler. >.< Ama ama...saf ve temiz kızımız Shin Dae'de Gyujin'den hoşlanıyor gibi. O.o Ben cazgır Hello Kitty kızını da sevmedim. -,- En iyisi Gyujin ve Shin Dae birlikte olsunlar. :D

    YanıtlaSil
  3. Ben Gyujin ve Jae Shi taraftarıyım. Gyujin Shindae'den mi hoşlanıyorsun??!! Bu kızı bir türlü sevemedim. Jae Shi taraftarıyım hehe. :D Ellerinize sağlık... ^^

    YanıtlaSil
  4. Çok güzeldi, elinize sağlık.

    YanıtlaSil