Pages

13 Mayıs 2013 Pazartesi

[13. Bölüm] Ufak Tefek Sırlar


"Neler oldu böyle?!! Neden Gyujin'e vurdun birden?"

 Gözlerimi karşımdaki hasır sandalyede yayılmış oturan Lee Wiu'ya diktim. Önümüzdeki asra kadar aynı soruyu sorup harika gözlerinde delici bakışlarla beni süzebilirsin Lee, ama bir cevap alacağını sanıyorsan avcunun tadına bakmak gerekecek. Aslında Gyujin'in seviyesizliği yüzünden hala çok sinirliydim, kızgınlık ve utancın birleşimiyle hala yanaklarımın yandığını hissedebiliyordum. Ama bunu Bay Havalı-Görüntüme-Aldanmayın-Aslında-Evde-Kalmış-Pencere-Gülleri-Kadar-Meraklıyım'ıın bilmesi gerekmiyordu.

"Cevap vermeyecek misin?"

 Verecek gibi mi duruyorum? Lee'ye bakmaya devam edip birkaç kez masumca gözlerimi kırpıştırdım, sonra hala açık olan bardaki görevliye dönüp tatlı bir sesle:

"Bir bardak portakal suyu alabilir miyim lütfen?" dedim. 30larındaymış gibi görünen dazlak kafalı adam profesyonelce gülümsedi ve seri hareketlerle siparişimi hazırladı. Bardağı önüme koyarken fazla neşeli bir teşekkür mırıldanıp gene profesyonel olsa da bu sefer daha içtenmiş gibi görünen bir gülümseme kazandım. Tam dudaklarımı portakal suyunun canlı turuncusunun içinde oldukça hoş görünen fuşya rengi pipete değdirecektim ki bardak birden önümden yok oluverdi.

"Yah!! Onu içecektim ben!"

 Bardağı kendi önüne çekmiş, kurt gibi sırıtan Lee'ye öfkeyle bağırdım. Ama Gyujin'in "Alaska'ya ilk uçak ne zaman?!" diye havaalanını aramasına neden olacağından emin olduğum bakışlarım Lee'yi eğlendirmişe benziyordu. 

"Ne...olduğunu...anlatacağına...söz...verirsen...değerli...içeceğini...geri...veririm~" dedi söylediği her kelimenin sonunda portakal suyunun içindeki buzların bardağa çarparak enfes bir ses çıkarmasını sağlayarak. Ahhh o portakal suyunu öylesine çok istiyordum ki! Gene de teslim olmaktan pek de memnun sayılmazdım o yüzden somurtmaktan kendimi alamadım:

"Tamam, anlatacağım. Ama önce portakal suyumu geri ver, gerçekten o Gyujin salağına çok kızdım ve sakinleşmek için bir şeyler içmem lazım."

 Yelkenleri suya indirdiğimi görünce daima yüzünde taşıdığı kendini beğenmiş ifadeye geri döndü ve tek kelime etmeden bardağı gerisingeri önüme koyup söyleyeceklerimi beklemeye başladı. Meyve suyumdan her yudumun tadını çıkararak yavaş yavaş içip -ahh harikaydı- Lee'nin gittikçe tırmanan sabırsızlığını zevkle izledim.

 Gözlerimi bardağımdan ayırmadan pipetimle şimdi öncekine oranla daha az olan meyve suyumu karıştırdım... Lee Wiu'nun sınırına yaklaştığı her saniye tuhaf bir şekilde beni daha çok eğlendiriyor, Yahni Çocuk'a olan sinirimi birazcık da olsa aşmamı sağlıyordu. Özellikle biraz önce olanları düşününce... Hayır... Düşünmemeliyim... Düşünmemeliyim...

 Dudaklarımı bir kez daha pipetime götürdükten sonra neredeyse yarıya inmiş bardağımı önüme bıraktım ve Lee ile göz göze geldim:

 "Ama... Neden bu kadar öğrenmek istiyorsun ki? Sonuçta sadece birkaç saat önce Gyujin'i hiç umursamadığını söylememiş miydin? Her ne kadar onu uzun zamandır tanıyormuş gibi görünsen ve ağzından çıkan beş kelimeden üçünün Gyujin olması bunun tam tersini işaret etse de... O yüzden merak ediyorum da acaba...."

 Cevap vermeden hala sadede gelmemi bekleyen Lee'den gözlerimi ayırmadan ayağa kalktım mevyesuyumdan biraz daha içip yanına yaklaştım. Vücudumu her an kaçabilecek bir poziyonda tutup hala tek kelime etmemiş olan çocuğun kulağına eğildim:

"Lee Wiu-shi... Yoksa sen... Gyujin'e aşık mısın?"

 Sonra arkama bile bakmadan tabanları yağladım...

***************************

 Odama geldiğimde ortalık tamamen karanlıktı. Neredeydi bu Beş Numara? Her neyse, koridorda karşılaştığım yetkilinin beni tanıyıp bir güzel azarlamasından ve Yahni Çocuk'la arama mesafe koymamı söyleyip üstü kapalı tehdit etmesinden sonra oda arkadaşım için endişelenecek durumda değildim zaten. Hatta şu anda beni yalnız bıraktığı için ona minnettar bile olabilirdim. 

 Normale göre biraz daha ağır olan makyajımı silerken hayal kırıklığımla da savaşmaya çalıştım. Otelden pek de zor sayılmayacak bir şekilde kaçmış, büyük ihtimalle konser daha başlamadan V-Hall'ı bulmayı başarmıştım. Sonunda onu görecektim, sonunda sesini, stüdyo kaydıyla cilalanmamış, tamamen o ana ait ve o yüzden de o kadar özel olan sesini duyabilecektim... Ama sonra bir yerlerden nasıl olduysa o Yahni Çocuk çıkmış, ben onu ikna edip gönderme ve konsere girme planları yaparken gündüz bayıldığım için endişelenen otel görevlileri aramış ve beni kontrol etmek istediklerini söylemişlerdi. Ve benim bütün hayallerim, bütün beklentilerim biraz önce Yahni Çocuk'un arkasında saklandığı çöp tenekesinin içine gitmişti. 

 İyi de Gyujin neden beni takip etmişti ki? Her ne kadar ona çemkirirken bana aşık olduğu imasında bulunup başarısız bir atak yapmış olsam da öyle bir durum olmadığının farkındaydım. Herhalde bana beslediği tek duygu saçını yolduğum için oluşan nefretle, intikam alıp erkeklik gururunu kurtarma arasında dolanan bir şeydi. O zaman geriye tek bir seçenek kalıyordu: Yahni Çocuk açığımı arıyor... Birilerinin peşimde olduğu düşüncesi istemsizce ensemdeki tüyleri diken diken ederken banyodan çıktım ve pijamalarımı bulmak için bavuluma doğru ilerledim. Üzerimdekileri çıkardıktan sonra bir an için odadaki boy aynasına takıldı gözlerim. Çilek pembesi iç çamaşırlarıma bakarken gülümsemekten kendimi alamadım. Gerçekten de renkli bir şeyler olmadan yapamıyordum sanırım...

*****************************
Sonraki iki gün tam bir can sıkıntısıyla geçti. Konuşmak istediği tek konu Gyujinmiş gibi görünen oda arkadaşım çocuğun tuhaf tavırlarından bahsetti ve beni Yahni Çocuk'un arkadaşı gibi gördüğünden -ki bu yanlış izlenimi bozmak istemiyordum nedense- onunla ilgili akıl danışıp durdu. Sence neden beni görmezden geliyor Jae Shi? O çatıda geçirdiğimiz büyülü gecenin sabahında neden birden kalkıp gitti Jae Shi? 10 yıl sonra Han Nehri kıyısında alacağımız pembe panjurlu evimizde beş çayına gelir misin Jae Shi? Peki Jae Shi bütün bu zırvalıkların cevabını nasıl bilsin Shin Dae? Ama kızın beyninde yankılandığından emin olduğum ama dillendirmediği son soruya kesinlikle hayır derdim, çünkü Shin Dae ile ilgili mottom "Mümkünse bir daha görüşmeyelim"e dönüşmek üzereydi.

 Lee ile birkaç defa daha karşılaştık ama birbirimizle konuşmamayı seçtik. En azından ben öyle yaptım, Bay Burnum-Kaf-Dağında-O-Yüzden-Siz-Aşağıdaki-Zavalllı-İnsanları-Göremiyorum da  kendisinden beklenen bir şekilde oralı bile olmadı.

 Gyujin ile ise hiç konuşmadım, çünkü her konuştuğumuzda kavga ediyorduk ve yetkili tarafından çoktan  uyarılmıştım bile. Bir keresinde yemek salonunda yeni yanıştığım İngiliz grubuyla yemek yerken karşılaşmıştık. Ama gözlüklü bir çocukla içeri girip tam karşımızdaki masaya oturduğunda beni tamamen görmezden geldiğine göre o da aynı uyarıyı almış olmalıydı. Hem konuşsak da ne diyecektim ki? "Aslında o gece iç çamaşırımın rengini doğru tahmin ettin o yüzden sana on puan ve çarkı çevirme şansııı!" mı? Ya da "Beni takip ettiğin gece neredeyse gerçek kişiliğimi keşfediyordun ama istediğim noktaya gelebilmek için şimdilik bunu herkesten saklamak ve zaman zaman sinirlenen küçük bir kedicik gibi davranmak zorundayım." mı? Hayır, kimsenin bunu bilmesine izin veremezdim, şimdiye kadar tanıştığım insanlar arasında tuhaf bir şekilde en güvenilecek kişiymiş gibi gelen Yahni Çocuk'un bile...

 O geceden sonra elime fırsat da geçmesine rağmen bir daha Hongdae'ye gitmeye cesaret edemedim. Elemeler geçene kadar yeni bir sorunla karşılaşmak istemiyordum, bu yüzden arzularım bir süreliğine askıda kalabilirdi.

****************************

 Eleme günü kalktığımda bir önceki gece gayet erken yatmama rağmen -oda arkadaşım sorularına "evet" veya "hayır"dan fazla cevap alamadığı için artık benimle pek konuşmuyordu- kendimi bitkin hissediyordum. Bu duygunun bir an evvel geçmesini dileyerek yataktan çıktım ve giyecek bir şeyler aramaya başladım. Dün gece Beş Numara özenle kıyafetlerini hazırlarken ben tembelce yatağıma uzanıp müzik dinlemiştim, o yüzden şimdi cefasını çekiyordum işte. Gözlerimi kapayıp hala dolaba yerleştirme zahmetine katlanmadığım bavuluma elimi daldırdım -Shin Dae daha ilk akşamdan kıyafetlerini güzelce dolaba yerleştirmişti- ve elime dokunan ilk kumaş parçasına çekip korkuyla elimdeki şeye baktım. Çiçek desenli şirin bir elbise! Belki de bugünlük şans benden yanaydı. Elbiseyi biraz sonra üzerime geçirmek için yatağıma fırlattıktan sonra -şükürler olsun ki kumaşı ütü gerektirmeyen bir şeydi- aksesuarlarımı koyduğum küçük bavulu kurcalamaya başlayıp emektar hasır şapkamı çıkardım. Ayaklarıma da lila rengi çoraplarla destekleyeceğim beyaz düz taban bir ayakkabı giydim mi tamamdır! 

 Üzerimi değiştirdikten sonra kıyafet seçimimden memnun bir halde makyajımı tamamladım ve saate bakıp sandayenin arkasına astığım küçük çantamı alarak dışarı fırladım. Otelin önünde iki farklı otobüs bekliyordu. Hangisine binsem diye düşünürken, daha önce yemek yediğim İngiliz ekipten Sunny'nin öndeki otobüsten el sallayıp yanını işaret ettiğini gördüm. Tanıdık birini  bulmanın rahatlığyla hemen öndeki otobüse koştum ve Sunny'nin yanına oturdum. Kız heyecanla hazırladığı parçadan yüksek notayı vurup vuramayacağına dair endişelerinden bahseder ve benim heyecanımın da artmasına sebep olurken yolculuğun bir an önce bitmesi için dua ettim. Aslında Sunny'den hoşlanıyordum, eğlenceli ve komik bir kızdı ama... Bazen çok konuşuyordu.

 Binaya geldiğimizde daldan dala atlama konusunda üstüne olmayan Sunny elemeyle ilgili konuları bitirmiş, önünden geçtiğimiz binalarından birinde boydan boya dalgalanan SHINee'nin Etude House reklamıyle ilgili poster hakkında gevezelik etmeye başlamıştı. Otuz altıncı defa "Jonghyun çok yakışıklı, değil miiii?" deyip kolumu sarsmasına sabırla katlanırken otobüs durdu ve beni o gün Sunny ile aynı masaya oturduğum için pişman olmaktan kurtardı. Gene de kızın elemeleri geçememesi için bir dilek dilememin üzerinden uzun zaman geçmişti...

 Binaya girdiğimizde o hengame için de bir an için Sunny'yi kaybettim ve açıkçası bu duruma hiç de üzülmedim. Dedim ya, çok konuşuyordu. Kendime sakin bir köşe bulup elememde yapacaklarımı gözden geçirmeyi düşündüm ama bu kalabalıkta koridor ne kadar geniş olursa olsun ayakta dikilecek bir yer bulmak bile mucizeydi. O yüzden yavaşça bir duvar kenarına doğru ilerledim, beni gene görmüş olan Sunny'nin çığlıklarını ("Jae Shi! Jae Shi! Bak buradayım!!!") duymamış gibi davranıp başka bir tanıdık yüz görme umuduyla çevreme bakındım. Biraz ileride duran uzun boylu geniş omuzlu genci fark ettiğimde denize çoktan düştüğümden yılana sarılmaktan başka çarem olmadığını anladım ve kararlı adımlarla ona doğru ilerleyip yanında durdum:

"Merhaba Lee Wiu."

 Lee Wiu başını bana doğru çevirdi, sonra gene ileriye baktı. Seni kibir budalası... Gene de başımı diğer tarafa çevirdiğim anda hala bana baktığından emin olduğum Sunny ile göz göze gelecektim bu yüzden Lee ile olan tek taraflı muhabbetime devam etmeye karar verdim.

"Görüşmeyeli nasılsın?"

 Tekrar bana baktı -bu sefer kılığımı baştan aşağı süzerek- ve bembeyaz dişlerini ortalığa sererek gülümsedi:

"Hala heteroseksüelim." Kahkaha atmamak için hafifçe alt dudağını ısırdı: "Geçen seferki yanlış anlaşılmayı düzeltmek için söylemem gerekir diye düşündüm. Sonuçta cevap vermemi beklemeden gitmiştin. Sonra da ne zaman karşılaşsak benimle konuşmadın."

 Bay Süpermen-De-Kimmiş-Ben-Ondan-Daha-Süperim'den böyle arkadaşça denebilecek bir cevap beklemediğimden biraz afallamıştım. Ama sonra söyledikleri daha çok afallamama neden oldu:

"Bugün çok şirin olmuşsun."

 Ne diyeceğimi bilemez bir halde düşünürken Beş Numara ile Yahni Çocuk içeri daldı ve beni Lee Wiu ile olan bu tuhaf durumdan kurtardı.

*********************************

 Lee Wiu ile Shin Dae'nin gösterisinden sonra elemeler eski haline geri döndü ve herkes tek tek çağrılıp kapalı kapılar ardında test edildi. Sabırsızlıkla sıramın gelmesini beklerken göz ucuyla biraz ileride oturmakta olan Yahni Çocuk'un yerinden kalktığını gördüm. Demek ki biraz önce söylenen numara ona aitti. Her an geri dönmek istermiş gibi adımlarla ağır kapıya ilerleyişini izledim. Kapıyı yavaşça açtı ve aynı hızla kapattığından biraz aralık kalmasına neden oldu. Bu da bende pek sevgili Yahni Çocuk'un elemesini izleme isteği yarattı. Eğer komik bir şey olursa bunu ileride kullanabilir ve eğlenebilirdim. Sadece sandalyemi birazcık daha sola kaydırsam...

 Görevlilerin dikkatini çekmeye çalışmadan sandalyemi önce biraz sola sonra da azıcık öne kaydırmaya çalıştım. Artık mevcudu yarıdan aza düşmüş olsa da hala kalabalık görünen salonda sanki herkesin ilgisi benim üzerimdeymiş gibi hissediyordum. Oysa kimsenin bir kenarda oturmuş biraz daha rahat etmek için sandalyesini hafifçe yana çeken çiçek desenli bir elbise giymiş kızla ilgilendiği yoktu. Son bir hareketle sandalyemi biraz daha önce çektim ve sonunda salon tamamen karşımdaydı.

 Sahnenin önündeki mavi örtü serilmiş masaya oturmuş jurinin sırtı kapıya dönüktü, hepsi bakışlarını önlerindeki sahneye dikmiş mikrofon ayaklığına sanki biraz sonra ona saldıracak bir yılanmış gibi bakan Gyujin'e odaklanmıştı. Soldan üçüncü sırada oturan juri üyesi önündeki mikrofona yaklaştı ve "Kendinizi tanıtın lütfen" dedi.

 Yaprak gibi titrediğini buradan bile görebildiğim Gyujin bir şeylere gevelemeye başladı ama önündeki mikrofondan o kadar uzak duruyordu ki, ne dediğini duyamıyordum bir türlü. Jüri de aynı problemi yaşıyor olmalıydı çünkü gene aynı adam aynı tavırla önündeki mikrofona eğilip sıkılmış bir sesle "mikrofona lütfen genç adam" dedi. Evet Yahni Çocuk, mikrofona konuş... Mikrofona konuş da sesinin de bedeni gibi titreyip titremediğini öğreneyim.

 Gyujin bir kaç adım atıp önündeki mikrofon ayaklığına yaklaştı ama ayaklık kendi boyu için biraz kısa olduğundan -ondan önce içeri Hobbit kıvamında bir kız girmişti ve salonun kapısından çıktığında ağlayarak koridoru terk etmişti-  yükseltmeye çalıştı. İki eliyle beceriksizce mikrofon ayaklığı çekiştirirken nasıl becerdiyse üstündeki mikrofonun çıkıp havada parandeler atmasına neden oldu. Açık olan mikrofon tok sesler çıkararak sahnenin tahta zemininde bir kaç defa zıplarken bir kahkahanın dudaklarımdan kaçmasına engel olamadım ve geldiğinden beri elindeki müzik notalarını kurcalayıp ses egzersizleri yapan diva sendromlu bir çocuktan tuhaf bakışlar kazandım. Dudaklarımı ısırıp bakışlarımı gene salona çevirdim ve Gyujin'in tavuk peşeleyen beceriksiz bir çiftçi misali merdivenlerden aşağı yuvarlanan mikrofonun peşinden koştuğunu gördüm. Sonunda mikrofonu yakalamayı başarıp kıpkırmızı bir yüzle doğrulduğunda gene kikirdedim. Bu sefer kapının yanında duran çatık kaşlı görevlinin de dikkatini çekmiştim ne yazık ki. Adam bakışlarımı takip edip beni güldürenin ne olduğunu keşfetti ve onaylamaz gözlerle beni uyarıp kapıyı kapatmak için öne atıldı. Lanet olsun.

 Gene de kapı kapanmadan önce bir kere daha kahkaha atmama neden olacak bir şey duymama engel olacak kadar hızlı değildi ama:

"Be-be-be-ben... Ben... Gyu-gyu-gyu... Gyujin..."

 Zavallı çocuk... Kekeliyordu...

*******************************
 Sonunda elememi tamamlayıp o ahşap kapılardan dışarı çıktığımda rahatladığımı hissettim. Aslında işlerin çok iyi gittiğini söylemeyemezdim çünkü Yahni Çocuk'la olan kavgamız jurinin kulağına kadar gitmiş ve üzerinde aylardır çalıştığım performansım hakkındaki iyi eleştirilerin üzerine gölge düşürmüştü. Bir şeye inandılar mı geri döndürülmesi imkansız olan Korelileri aslında gayet cici olduğuma ikna etmek cidden zordu. Ama en azından halkı kandırabilecek kadar şirin rolü yapabileceğime ikna olmuşlardı sanırım...

 Jüriden kaçını gerçekten etkilediğim hakkında düşünür ve sesimin çatladığı o an için hayıflanırken neredeyse hiç kimsenin kalmadığı koridorda köşedeki sandalyeye çökmüş birinin iç geçirip "Elemem berbattı..." dediğini duydum. Başımı çevirip baktığımda omuzları düşmüş Yahni Çocuk'u gördüm ve gülümsememe engel olamadım. Bu kadar stresten sonra biraz eğlensem fena olmazdı değil mi? Zıplamamak için kendime engel olmaya çalışarak gidip Gyujin'in yanındaki sandalyeye oturdum:

 "Demek elemen berbattı..."

 Biraz önceki fısıltısını birinin duymasına şaşırmış gibi görünen Yahni Çocuk başını hayretle kaldırdı ama konuşan kişinin ben olduğumu fark edince hayret ifadesi yerini kişisel savunma ile karışık bir tiksintiye bıraktı.

"Evet. Bu yüzden mutluluk göz yaşları dökmek istiyorsan başka bir yere git, şu anda sen ve saçmalıklarınla uğraşacak halim yok."

 Gerçekten yıkılmış görünüyordu. Neden bilmiyorum o anda Gyujin'e elemesini izlediğimi söyleyip kendisiyle dalga geçmek çok çirkin, çok acımasızca gelmeye başladı. Bir önceki cümlemde kullandığım alaycı tonumu bir kenara bırakıp konuşmaya devam ettim:

"Bence seçileceksin. Bak, öncelikle kızma ama.." Tepkisinden birazcık çekinerek derin bir nefes aldım, "Elemenin birazını gizlice izledim tamam mı?"

 Öfkeyle bana döndü ağzını bir şeyler söylemek için açtı ama onun başlamasına izin veremezdim, çünkü karşılık verdiğinde tek yapacağımız her zamanki gibi kavga etmekti:

"Kızma demiştim ama. İtiraf ediyorum, elemeni izlememin sebebi seninle dalga geçebilecek birkaç koz bulabilmekti ki sen bu konuda bana bolca malzeme verdin. Yani ismini söylerken kekelemen falan... Sonra mikrofonla olan küçük kavgan..." Birden çıkan kıkırtımı bastırmakta başarısız olunca Gyujin kaşlarını çattı, gene de konuşmaya devam etmeme engel olmadı.

" Her neyse... Ama onlar zannettiğin gibi çok çok yetenekli insanları aramıyorlar, geliştirebilecekleri bir potansiyeli olan insanları arıyorlar. Mesela elektro keman çalan Amerikan kızı hatırlıyor musun?" Yavaşça başını salladı: "Büyük ihtimalle elenecek, çünkü yeteneği çoktan gelişip kendine ait bir yol bulmuş bile. Onlar eğip bükecekleri kişileri istiyorlar, çokta kendine has bir yol belirleyip yetenekleriyle onları karşısında durabilecekleri değil. Bu yüzden senin gibi bir beceriksiz onlar için altın yumurtlayan tavuğa dönüşebilir, üstelik her şeyi şirkete borçlu olacağından ileride başına geleceklere sesini çıkaramazsın bile."

 Ona beceriksiz dememe rağmen aldırıp bir karşılık vermemişti, daha çok söylediklerimi tartıyor gibiydi. Bu savunmasız halinden yararlanıp merakımı giderse miydim acaba?

"Ama bütün bunları bir kenara bırakırsak... Neden elemelere girdin ki? İçeride soruyu sorduklarında da cevap veremedin, sanki buraya bir amacın olmadan gelmişsin gibi..."

 Bir süre başını öne eğip düşündü, ben de bana samimi bir cevap vereceğini umdum. Ta ki...

"Peki ya sen? 'İdol olup benden küçükler için güzel bir örnek olmak istiyoruuum!' derken ciddi miydin? Bu öfke kontrolü sorunun, karakter bölünmesi problemin ve şiddet eğiliminle nasıl kendinden küçük çocuklara iyi bir örnek olacaksın, merak ediyorum doğrusu."

"Sen... Sen benim elememi mi izledin?!"

"Yapacak daha iyi bir şey yoktu. Ayrıca elinde koz isteyen tek kişi sen değilsin Kitty." Konuşmamız süresi boyunca ilk defa sırıtarak oturduğu yerden kalktı ve telefonunu cebinden çıkardı: "Sebebini anlamasam ve bu durum beni fena halde huzursuz etse de bir şekilde yardımcı oldun sanki. O yüzden sana karşı olan kozlarımdan birinden heba ediyorum." Telefonunu biraz kurcaladı sonra gözlerimin önünde tutarak bir kaç gece önce çektiği resmimi sildi. "Artık elimde sadece gece gezintilerin kaldı..."

 Tekrar doğrulup telefonunu cebine tıktı ve meraklı gözlerini üzerime dikti:

"Gerçekten de... O gece orada ne işin vardı?"

"Lee Wiu ile aranda ne var?"

 Bir köşeye çekilmemi beklerken karşı saldırıda bulunmuş olmamı beklemiyordu herhalde çünkü Gyujin'in yanaklarını şişirerek söylediği bir sonraki cümlesi 12 yaşındakilerin ağzına yakışan bir şeydi:

"İlk önce ben sordum."

Yahni Çocuk'a bir "gerçekten mi?" bakışı atmayı planlarken sonunda eleme salonundan çıkıp yanımızdan geçen juriyi fark ettim ve yetkililerden birinin bakışlarını da üzerimizde hissedince iğneleyici bir cevap veremeyeceğimi anladım. Zaten yetkili birkaç gece önce beni uyaran adamdı ve her an ikimizin birbirinin üzerine atlamasını bekler gibi şüpheyle gözlerini bize dikmişti. Bu yüzden durumu lehimize çevirmem gerekiyordu... 

 Bir sonraki hareketimi beklemediğinden emin olduğum Gyujin'e bir an bile bakmadım, çünkü yapacağım şey ikimizin de içini açmayacaktı pek. Bir zıplayışta yerimden kalktım, her ne kadar ortalama bir boya sahip olsa da benden uzun olan Gyujin'in boyuna yetişmek için parmak uçlarımda yükseldim ve çocuğa sıkıca sarıldım. Vücudunun gerilip anlık bir refleksle geri çekilmeye çalışmasına aldırmadan pek de uzakta olmayan yetkilinin de duyacağından emin olduğum yüksek bir fısıltıyla ve en tatlı sesimle:

"Merak etme Gyujin. Bence bu elemeyi geçeceksin. İkimiz de geçeceğiz" dedim.

 Yetkilinin yüzünde tatmin olmuş bir gülümsemeyle ilerlemesini bekledikten sonra hemen Gyujin'i bıraktım ama ses tonumu değiştirmeden devam ettim:

"Bu arada da sırlarımızın kendimize kalmasının bir sakıncası yok, değil mi?"

_____________________________________________

12 yorum:

  1. kitty kitty kitty..sinsi psikopat bebem.. xD
    seviyorum bu kızı.gerçi bu bölüm bana biraz sönük geldi.neden bilmiyorum.sanırım sebebi kimsenin lee hayvanı gibi dansetmemesinden olabilir. :P hayır hayır yanlış anlaşılmasın.lee hayvanını sevdiğmden değil.ona ağzının payının verilememesinden.
    bu arada hakkaten de dıştan görülmeyen yerlerinden birindeymiş pembe şey..ahahahah
    bence gyujin abayı yavaştan yakabilir artık.fotoğrafı da sildi zati.

    YanıtlaSil
  2. sanki bi geçiş bölümü gibiydi

    YanıtlaSil
  3. Yeni bölüm ne zaman gelir?
    Ben en çok Gyujin kişisini sevdim.Onun bölümlerini iple çekiyorum.
    Yazar burda güzzi kişisine seslenmektedir. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. güzzi kişisi teşekkür eder :D

      Sil
  4. Excelente post, muchas gracias por compartirlo, da gusto visitar tu Blog.
    Te invito al mio, seguro que te gustará:
    http://el-cine-que-viene.blogspot.com/

    Un gran saludo, Oz.

    YanıtlaSil
  5. Yeni bölümleri de bekliyoruz:)

    YanıtlaSil
  6. heycanla yeni bölümleri bekliyorum geçen hafta bir solukta okudum ellerinize sağlık çok güzel :)

    YanıtlaSil
  7. Yeni bölüm pls :)

    YanıtlaSil
  8. şimdi okdum bitirdim
    ama devamı niye yazılmamış yaa kaç ay olmuş??? (kafamda sorular)
    devam edin! etmicekseniz de etmicez diyin!bizim masum duygularımızla şeyapmayın

    YanıtlaSil
  9. evet, bunu belki görmezsin güzzi ama biraz olumsuz eleştiri yapmak istiyorum: yorumlarını, yazılarını, fikirlerini çok saçma buluyorum. insanların yeteneğini çok küçümsediğin, baya baya saçmaladığın yazılar var. tamam seni tanımıyor olabilirim. okuduğum,gördüğüm kadarıyla yazıyorum, olumsuz eleştirilere de açık olmalısın.

    bunları yazma nedenim 2 yıl önce yazdığın yazılar... sonra araştırma yaptım cık cık cık.

    neyde iyi olduğunu sanıyorsan devam et, başka işlere burnunu sokma ve biraz daha az aşağılayıcı şeyler yaz.

    anyo ~

    YanıtlaSil
  10. 2 yıl olmuş ama ben hala arada bir umut bakıyorum bu sayfaya bir umut yazmışsınızdır diye :( çok güzel zamanlardı ama her güzel şeyde olduğu gibi bunun da sonu geldi (çoktan geldi de ben kabullenemiyorum)

    YanıtlaSil
  11. Guzzi keske geri dönsen...
    Gerçekten hala arada bir girip geri döndün mü diye bakıyorum.
    Guzzis world u özledik...
    Herkes gitti güzzi...
    Korenin dizilerin hatta bigbangin bile eski tadı kalmadı.
    Geri dönsen ne de güzel olur...

    YanıtlaSil